Afrodizyaklar
***************
Afrodizyak: Tüketildiğinde, koklandığında veya vücuda alındığında cinsel isteği (libidoyu) artıran ve cinsel uyarılmayı destekleyen maddelerin genel adıdır. Adını antik Yunan aşk ve güzellik tanrıçası Afrodit'ten alır...

BAHNAME 6 BÖLÜMDEN OLUŞMAKTADIR
1 - Ana Bahname için tıklayın...
2 - "Kadın bedeninde enerjinin arttırılması ve cinsel sağlık için büyülü öğretiler"
bölümünü okumak için tıklayın.
(*** ŞU AN BURADASINIZ***)
3 - Cinsel güç ve cinsel sağlık için kullanılan sihirli gıda ve bitkiler.
Afrodizyaklar.
Okumak için aşağı doğru kaydırın.
4 - Aşk ve Cinsellik ile Yemeklerin ilişkisi ve doğru beslenmenin sırları.
5 - Cinsel gücü arttırıcı ve ömüre ömür katan 500 yıllık Osmanlı Mutfağından sihirli yemek tarifleri.
Okumak için tıklayın.
(Hazırlıyorum)
6 - Şifalı bitkilerle şifa veren karışımlar hazırlayarak hem genel hem de cinsel sağlığı mükemmel seviyeye getirmek.
Okumak için tıklayın.
(Hazırlıyorum)
***

BAŞLARKEN
Bu yüzyıl içinde hiçbir keşif yapılmayan biricik alan afrodizyaklardır. Bu önemli konu hakkında birtakım bilgilere ulaşabilmek için, 150 yıl öncesine geri dönüp, artık halka mal olmuş bildik reçetelere başvurmaktan başka çare yok.
Afrodizyakların tarihi düşünemeyeceğiniz kadar eskilere dayanıyor. En az sardunya yetiştirmek ya da buhar banyosu kadar eskidir; insanların cinsel tutumlarıyla ilgili ilk izleri ortaya koymak için antik çağlara kadar geriye gitmek gerekir.
Cinselliğin ilk şehitleri Milat'tan çok önce kendi cehennem azaplarını yaşadılar ve kötü arzuların cehennemine giden yola taş döşerken On İki Havari henüz ortalıkta yoktu bile: Dozajını doğru dürüst ayarlamadan bir aşk iksiri hazırlayan ateşli bir aşığın ısrarlı ilgisi sonucunda, Roma, Lucretius'u* kaybetti.
Birbirine ebediyen teslim olmuş kadınlar ve erkekler arasındaki küçük mahrem savaş üzerine en güzel sayfaları yazmış olan Lucretius, bu alçak dünyayı dayanılmaz acılar içinde terk etti; cinsel doyuma ve Hakk'ın rahmetine aynı anda ulaştı. Kuşkusuz ilk zevk kurbanı o değildi, ama onun trajik hikâyesi, ölçüyü kaçıran bütün acemilerin ödedikleri bedelin bir örneği olarak sonsuza kadar anılacak.
Bu talihsiz olayın üzerinden 25 yüzyıl geçti, insanoğlunun hâlâ hazdan uzak durmaya niyeti yok. Roma, çöküş döneminde, iksir hazırlayıcıların imparatorluğu oldu; Orta Çağ ise büyücülerin. Aydınlanma Çağı'nda, Atina'dan beri bütün dünyada kapalı kapılar ardında elden ele dolaşan eski formülleri ve Çin uygarlığının ilk başarısız girişimlerini yeniden deneyen çapkınlar çıktı ortaya. Fakat geçen bu zaman boyunca, nasıl yeni bir sevişme yöntemi bulunmadıysa, reçeteler de pek o kadar değişmedi.
Görülüyor ki, afrodizyakların herkesçe bilinen sırlarına, onların çevresini kuşatan ve hiç kuşkusuz erkeklik merhemlerinin ya da cehennem sularının şöhretine şöhret katan esrar perdesine kayıtsız kalınabilen hiçbir dönem yaşanmadı bugüne kadar. Çok özel bir Hint otunun ya da teke kanının peşine düşüp 18. yüzyıl Paris'inin loş sokaklarına ya da Cicero'nun Latium'una gitmek ne büyük bir zevk! Kaçakçıların kızarık suratları, kıyasıya pazarlıklar, bir gaz lambasının ya da bir meşalenin ışığında bitkin yaşlı bir muhabbet tellalı tarafından ezberlenen büyü formülleri akla geliyor hemen.
Francs-Bourgeois sokağındaki aşk odasında, yaşayacağı hazzı düşünerek tahrik olmuş, ama aynı zamanda birleşme anının güzelliğine tuz biber ekecek bir tersliğin endişesi içinde kalbi çarpan metres canlanıyor hayalimizde. Onlarca kurban alan akşam yemekleri, kunduz böceğinden aniden öbür dünyayı boylayanlar ve Bastille tarafında ya da Seine kıyısında bu sefahatin en uç noktasına kadar gitmek isterken boğazlanmış genç markiler üstüne ne çok şey anlatılır. Ah o tensel haz uğruna riskler almaya hazır olunan güzelim dönemler!
Hiç kuşkusuz, söylediğimiz gibi, bugün de cinsel isteği artıran uygulamaların verdiği meşru tatminlere sırt çevrilmiyor. Hatta hiçbir zaman bu kadar çok şey konuşulmadı, söylenmedi, gösterilmedi. Bunca ten, bunca aleni çığlık ve sergilenen bunca beden! Bizans mı, Capua mu? Hayır, Saint-Denis sokağı...
Herkesin hayali aynı: İmkânsız zaferler, aşkın beraberlikler, ölçüsüz zevkler. Ama günümüzün neon ışıklı, elektrikli ortamında çirkin görünüyor bu fanteziler, hiç uygun düşmüyor.
Sex shop tezgâhlarında, et yığınları aldı başını yürüdü. Ama bir eksiklik hissetmiyor musunuz? Monte Carlo'da ruhsatlı olarak fabrikasyon üretilen cazibeden yoksun kavanozlar dolusu yakılarda ve İskandinav pornolarının pis kokulu sayfalarında hiç mi hiç şiirsellik yok!
İğrenç birleşmelerin hayaleti, bilinçaltlarının gerçek Loch Ness canavarı, cinselliğine varıncaya kadar, insanlık dışı bir toplumun bulanık sularına her geçen gün biraz daha fazla gömülüyor. Bedenin artık umursanmadığı bu zamanların son hüzünlü sabahından geriye birkaç deri parçası, gözleri halka halka olmuş yaşlı bir jigolo avcısının buruşuk cildi ve gözyaşı yerine de bir damla sperm kaldı.
Neredesiniz çöpleme, sanicle, galanga? Ne yapıyorsun böcekyiyen? Kıyıda köşede kalmış küçük bir dükkânda bulabilir miyiz seni? Gizemler içindeki yalancı angustura, yabani mercanköşk, kebabe, besbaye hangi dalga sizi bizim düşlerimizden ve gerçekliğimizden uzaklara attı? Erkeklik otları, yoksa artık ruhunuzu mu yitirdiniz? Yarım asırdır mahkûm edildiğiniz bu sessizlikten çıkarmak gerekiyor sizi. Anlaşılan, sömürgelerimiz sayesinde sizi tanıyan son kişiler büyükbabalarımız olacaklar.
Büyükbabalarımız, Batı'ya yalnızca yerlilerle ilişkileri değil, çok daha fazlasını öğrettiler. Tavan arasında sararmaya yüz tutmuş hasır şapkalar, bazen bayağı tehlikeli sırlar saklıyor. "Belle Époque"un haz düşkünlerinin bilgilerini tahayyül etmek, hedef peşindeki hazzın büyük klasiklerini yeniden keşfetmek, tadımlık da olsa afrodizyaklarla ilgili bilgilere ulaşmak için bu kaynağa gittik.
Beş yüz bin günden bu yana cehennem ateşinde pişen eski çorbalara, sonsuz Hint merhemlerine, yıkılmaz Çin dünyasının korkunç keşiflerine, kimi Girit kayalıklarında ya da Avrupa'nın göbeğindeki ormanlıklarda kendi yalnızlığında biten otlara, erotik Orta Çağ kitaplarındaki büyülü hayvanlara, çok tüketilen bazı ürünlerin afrodizyak kapasiteleri hakkında kimi sarsılmaz inanışlara yeniden kavuşuyoruz.
Yiyecek, içecek, emecek, koklayacak çok şey var, ama özellikle daha fazla hayale yer bırakan "Belle Époque"un düşünü kuruyoruz. Çünkü zevk arayışı, ne yazık ki Senegal sahillerinden, Clichy bulvarının kaldırımlarına kaydı.
Geçmiş zaman afrodizyakları, aşkın sonsuz mutfağı (dozu kaçırılmadığı müddetçe çevreci, şiirsel ve iyileştirici), ayaküstü seksin modern hurafelerini kendi koyu karanlıklarına atabilir misiniz coşkuyla? Bizim mahrem modernitemizin bu içler acısı manzarası önünde gövde uyarılamıyor. Dudaklarda bizi yakan bir soru dolanıyor: Ne kaldı geriye aşklarımızdan?
* Lucretius: M.Ö. 98-55 yılları arasında yaşamış bir Latin şairi. Epikuros'un öğretilerinin izinde yazdığı "De Rerum Natura" (Tabiat Üstüne) adında bir eseri vardır.
Capua: İtalya'da, Napoli'nin kuzeyinde bir bölge. Bir kuşatma sırasında, Hannibal'ın ordularının Capua'nın büyük zevk âlemlerinde uyuyakaldığı rivayet olunur. Bu rivayet, giderek bir deyime dönüşmüştür.

AFYON, KOKAİN VE MARİHUANA
Biliyorsunuz, Mekke reçinesi, teke kanı gibi maddeleri temin etmek gitgide güçleşiyor. Hem de, bildiğimiz kadarıyla, bu vazgeçilmez maddelerin ticareti tamamıyla yasal olmasına rağmen. Zehirli olan ya da zehirli olduğu iddia edilen ürünlerse, bütün yasaklamalara rağmen olağanüstü bir rağbet görüyorlar.
Gerçekten de, uyuşturucuların ortalıkta bu kadar ayan beyan dolaştığı bir dönem olmadı şimdiye kadar. Uyuşturucular bu kadar yaygın olunca, narkotiklerle seks arasındaki ilişki hakkında, birbiriyle çelişen söylentiler alıp başını gidiyor.
Afyon, evet, cinsel yetersizlik yaratır ama göğün yedinci katına ermek için pasaport niteliğinde bir ottur. Kokain ise bilinçaltına itilmiş bütün yasaklamaları ortadan kaldıran etkisiyle takdire şayan bir madde.
Tabii her şeyin farklı yönleri olduğunu unutmamalı. Afyon, sıklıkla veya aşırı dozda kullanıldığında cinsel duyguları köreltir, bu doğru; ama erotik heyecanları açığa çıkaran bir uyarıcı gibi de kullanılabilir pekâlâ. Erkeklik organı, kullanılan madde tarafından uyuşturulup hissiz bir hâle getirilebilir örneğin. Böylece, boşalma anı ciddi biçimde geciktirilmiş olur.
Öte yandan kimileri, afyonun, makattaki büzücü kasları gevşeterek insanı adeta sodomik tecrübelere teşvik ettiğini iddia ederler. Bunu bilmiyoruz, ama uyuşturucunun aşırı kullanıldığı durumlarda cinselliği ortadan kaldırdığını biliyoruz. Sömürgelerdeki yenilgilerimizden sağ salim kurtulabilmiş ve birkaçı hâlâ Paris'te yaşayan, polisler tarafından da iyi tanınan eski afyon müptelaları bugün tamamen iktidarsız durumdadır.
Çok daha yaygın ve ucuz olan marihuana ise, cinsel "trip"lerin harikulade bir arkadaşı gibi tanıtılır. Hiç de doğru değildir bu. Gerçekte, Hint keneviri, tek başına cinsel ya da yaratıcı bir aktivite kazandırmaz insana. Bu hafif uyuşturucu, zaten önceden var olan hislerin etkisini yoğunlaştırmakla yetinir, o kadar.
O hâlde iyi bir cigaralık, arzuyu artırabilir ama erken boşalmaya ve iktidarsızlığa çare olamaz.
30'lu yıllarda "koko" diye adlandırılan, bugünlerde ise "coke" denilen kokain, bir çeşit cinsel esintiyle sarıp sarmalanmış lüks bir uyuşturucu olarak saldığı ünü korudu. Hatta kimileri kokainin yalnızca cinsel buluşma için bir araya gelindiğinde kullanılmasını tavsiye ederler, ama bu durumda bile kokainin afrodizyak etkisi olduğunu kanıtlayan kesin bilimsel veriler yok ortada. Kokainin, alkol gibi dizginleri boşaltıcı bir etkisi de yoktur aslına bakarsanız. Yine de, çok çeşitli yollardan alınan kokain, duyuları keskinleştirdiği için her halükârda büyük zevkler verir.
Peru yerlileri, kadınlarını memnun etmeden evvel, meşhur koka yapraklarından sıkça kullanırlardı zaten. Geçen yüzyılda yayımlanan ansiklopediler de kenevir tozlarını afrodizyaklar arasına dâhil ederlerdi. Hatta Acosta yerlileri, cinsel birleşmede kuvvetlerini artırmak için kenevir yapraklarını ve tohumlarını yerlerdi.
Yerliler artık Coca-Cola içiyorlar. Batılı sarışın gençler ise, cinsel birleşmede nirvanaya ermek için çok daha az doğal yöntemlere başvuruyorlar. En şaşırtıcısının da, hiç kuşkusuz, "poppers" lakaplı "amil nitrit" olduğu söylenebilir. Bu, cinsel birleşme süresince buharları teneffüs edilen ve bir iki dakikalığına —halüsinasyonlar hariç— LSD etkisi uyandıran bir kalp ilacıdır.
Bütün tanıyanlar, bilenler, "poppers"ın, içleri arzuyla dolu eşleri zevkin doruğuna tırmandırdığını, uç noktalara götürdüğünü itiraf ederler.

AMBER
Amber, kuşaklar boyunca genç kadınlara gözyaşı döktüren, ünlü duygusal Amerikan romanıyla adaş bir maddemizdir. Ama adına aldanmayın, pek fazla ilgileri yoktur. Amber, o romanda olduğu gibi, tarifsiz kederleri söküp atmaz.
Yine de birtakım menfaatleri vardır amberin de. Deniz çekildiği zamanlarda kayalıklarda bulunan; yağlı, hafif ve kül renkli akamber, sönmüş ateşleri yeniden yakmaya, güçsüz alevleri canlandırmaya ve hamur mayalamaya yarar. Biraz zifti andırdığını ve çok pahalı olduğunu düşünenlere de "gülü seven dikenine katlanır" demek durumundayız.

BANYO
Cinsel birleşmeden önce ve sonra banyo yapılması, hiç olmazsa vücudun şöyle bir sudan geçirilmesi, bütün sağlık uzmanlarının mutlak tavsiyesidir. Ama bu konudaki görüşleri ispatlamak için, işi tıbbi boyutlara varacak kadar ileri götürmenin âlemi yok. Zaten bizim okurların da gözü başka türlü banyolarda.
Örneğin süt banyosu; özellikle ayda bir kerecik de olsa ilk gençliğine dönmek isteyen yaşlılar için birebirdir. Ayrıca, bugüne kadar ihmal edilmiş, zayıf düşmüş testisler, geceleri kaynamış kekik suyuna ve orta hâlli bir kırmızı şaraba daldırılabilir. (Şarabın pahalı, iyi bir marka olmasına gerek yok; sarhoş etsin yeter.)

BEN SENİN BİLDİĞİN ERKEKLERDEN DEĞİLİM
Hekim Galenos, azgın bir insanın yatışmak için şu karışımı kullanmasını tavsiye ediyor:
Limon kabuğu, Arap zamkı, haşhaş. Bütün bu malzemeyi ufak parçalar hâline getirin, sonra az miktarda muskat ve sarısabır ekleyin. Karışımı un hâlinde ince ve geniş bir tabaka olarak yayın ve küçük pastiller yapın.
Karışıma çubuk ya da kokulu tablet biçimi de verebilirsiniz. Suya katılıp içilebileceği gibi tütsü olarak da kullanılabilir. Hatta pamuğun içine sarılarak burun deliklerinden birine konabilir. Fakat bu son saydığımız durumda tedbiri elden bırakmamak gerekiyor.
"Bu tür ilaçları büyük bir dikkatle kullanmakta yarar vardır. Bunların çıldırmaya ya da çok ciddi hastalıklara yol açtığı sık görülür. Ayrıca bunların hazırlanması sırasında da birtakım tehlikeler yok değildir."

BESBAYE
Kayalıklarda rastlanan, seyrek ve kısa yapraklı küçük bir bitkidir. Sokaklarda yetişen bitkileri andırır, ama onlar gibi ne idüğü belirsiz bir ot değildir kesinlikle.
Tam tersine besbaye, güçsüz beyler için çok yararlıdır. Kadınlar, bu maddenin özelliklerini keşfederek iktidarsızlığın çirkin izlerini ailelerinden uzak tutan botanikçileri hayırla anarlar.

BESLENME
Sevişmek, öbür yaşamsal faaliyetleri hiçbir şekilde engellememelidir. Siz ne yapın edin, azgınlık hat safhaya varsa dahi beslenmenize özen gösterin. Yalnız, beslenirken dingin sofrabaşı âlemleriyle insanı harap edici "vur patlasın çal oynasın" türünden eğlenceleri sakın ola ki birbirine karıştırmayasınız.
Çünkü cinsel ilişki arifesinde hiçbir şey, patlarcasına yiyip içmek kadar kötü olamaz. Böyle zamanlarda; salçalı yemekler, etler, pastalar ve hazım güçlüğü veren her şeyden kaçınmak gerekir. İnsan kendini, sadece adamakıllı yiyip içtikten sonra şehvetin kapıyı çaldığı türünden Rabelaisvari beylik laflardan uzak tutmalıdır.
Şehvet düşkünlerine tavsiye edilen rejim; doğrusu, güzelim yemekleri bir yana bırakmak zorunda kalan sporcuların menüsünün ikiz kardeşidir. Ama hemen suratınız asılmasın, bazı besinler de insanı yatağa sürükleyen iştahın kabarmasına elverişlidirler. Örneğin, birtakım vahşi çiçeklerden elde edilen bal, arzulu bir adamın libidosunu ayağa kaldırır.
Hoş kokulu özellikleri önceden beri bilinen kuşkonmazların afrodizyak etkileri de olduğunu biliyor muydunuz? Hele bir de kaynattıktan sonra yumurta sarısı ve dövülmüş baharatlarla birlikte yağda kızartılırsa...
Sonuç, kuşkusuz, "yeni mutfak" anlayışının örneklerine benzemez ama tende uyandırdığı zevkin tadına doyum olmaz. Hele memelerde yarattığı duyarlılık hiç akıldan çıkmaz.

BİBER
Biberlerin afrodizyak etkisi olduğu fikri, halk arasında zihinlere öylesine kazınmıştır ki bu konunun üzerinde uzun uzadıya durmaya gerek bile yoktur. Gerçi bilim henüz Hindistan cevizi veya karabiberin etkisini tam olarak doğrulamış değil ama bir gün o da olur herhalde.
Biz şimdilik, Asya restoranlarının meraklılarının yakından tanıdığı bir Vietnam baharatı olan nuoc-mâm'dan söz etmekle yetinelim. Olağanüstü sert olan bu kırmızı sos, fosfor ve tuz içerir. Bu iki maddenin de yatıştırıcı özellikleriyle tanındıkları söylenemez.
Ama her zaman olduğu gibi, nuoc-mâm'ı kullanırken de aşırıya kaçmamakta yarar olduğunu hatırlatalım. Eğer ölçüyü kaçırırsanız, midenizdeki etkisi, napalm bombasının bir pirinç tarlası üzerindeki etkisinden farksız olur.

BOYA
Afrodizyak boya, en soluk arzuların bile renklerini canlandırmayı becerir. Boyanın hazırlanması, tabiatıyla, biraz karmaşıktır ama işin sonuna kadar gelebilenler gösterdikleri gayret için fazlasıyla ödüllendirilirler.
Hem sonuç müthiştir, hem de fıçısında yaşlandırılmayı bekleyen iyi bir alkollü içki gibi uzun süre saklanabilir. Çoğu zaman, küçük bir çay kaşığı boya, aranan taze kanı sağlamaya yeter.
Çok uzun süre dayanıklı olan bu iksir; böcekyiyen, tarçın, muskat, Hindistan cevizi kabuğu, karanfil tanesi ve zencefilden yapılır. Afrodizyak reçetelerde çok sık yer alan bütün bu maddeler otuzar gram civarında kullanılmalıdır.
Bu karışıma bir tutam misk ve sekiz ölçek kadar da şarap eklemekte yarar vardır. Karışım yirmi gün kadar bekletilir, sonra da bir tutam şeker eklenir. Yalnız, bu değerli iksiri ağzı sıkı sıkıya kapatılmış bir kapta saklamaya özen gösterin.
Her kullanıştan sonra şişenin ağzı özenle kapatılırsa, mucizevi iksir, sevgili eşinizin ruhu bile duymadan, kuşaklar boyu büyük bir sadakatle hizmet vermeye devam eder.

BÖBREK
Böbrekler arasında, kudret yaratma potansiyeliyle hepsinden önce övgüyü hak edeni teke böbrekleridir.
Ama daha az tanınan küçük bir hayvancığı, yani isminin çağrıştırdığının tersine karada yaşayan küçük bir timsah olan deniz skinkini de anmamak olmaz.
Bu koca kertenkele, Mısır'da ve Arabistan'da ortalığı kasıp kavurur ve sadece hoş kokulu bitkilerle beslenir. Bu kıymetli ürün yüzünden, bir zamanlar Mısırlı köylüler, İskenderiye ve Avrupa istikametinde kârlı bir kaçakçılık hattı bile kurmuşlardı.
Bu hayvanın böbreklerinin toz hâline getirilerek kullanılması tavsiye edilir. Aynı zamanda derisinden ve bacaklarından da faydalanılır. Her zaman dikkatle kullanılması gerekir, çünkü çok sert bir ilaçtır.
Böyle faydalı bir yaratığın sadece Nil ve Garenne-Colombes iklimini tercih etmesi dünyanın diğer kısımları için büyük şanssızlık.

BÖCEKYİYEN
Güneş pembesi, ros solis gibi isimleri de olan böcekyiyen, afrodizyak kimyasının çok yararlı maddelerinden biridir. Kısa boylu ve kökleri lifli bir bitkidir. Yaprakları, tüm bitkiye kırmızı boyasını veren bir çeşit kadifemsi maddeyle örtülüdür.
Nemli topraklarda yetişmeye elverişlidir ve özellikle soluk kırmızı renkteki kara yosunlarının arasında biter. Mayıs ayı, sıcağı seven bir bitki olan böcekyiyenin kendini göstermesi için ideal mevsimdir.
Yapraklarının şekliyle birbirinden ayrılan iki türü vardır; uzun ya da yuvarlak olabilir. Böcekyiyen ararken ikinci tipten olmasına özen gösterilmelidir.
Kimi inanışlar, böcekyiyenin doğumları kolaylaştırdığını ileri sürer. Gerçekten de uygulamalar onu, kışkırttığı günahları tedavi ettirecek kadar evrensel bir bitki hâline getirmiştir.

BÜYÜ
Bazı afrodizyak araçlar, açıkçası, büyünün, hatta kara büyünün alanına girer:
Tecrübeli kişiler; çok ağırkanlı, uyarılara pek aldırmayan, soğuk bir kadınla karşı karşıya kaldığınızda, onu daha duyarlı hâle getirmek için dişi çavuşkuşunun (Kraliçe Saba için Salamon'a gönderilen masal kuşu) sol kanadından bir tüy almanızı, bunları bir keseye koyarak güzel eşinizin yastığının altına yerleştirmenizi tavsiye ediyorlar. Bunları yerine getirdiğinizde, emin olun, güzel dilber yatakta istediğinizden de daha ateşli hâle gelecektir.
Ama diyelim başarılı olamadınız, pes etmeyin. Hahambaşını alıp omuzlarınıza koyun ve durmadan zıplayın. Bu çok çetin eylem zorluğuna yaraşır bir sonuç sağlar.
Gerçekleştirmesi bu denli hassasiyet istemeyen, zahmetli olmayan afrodizyak büyüler de var hiç şüphesiz; ve büyü kitaplarına bakılırsa, ilgisizliğe karşı mücadelede bunlar da diğerlerinden aşağı kalmıyor:
Eğer eşiniz erken yorulmaktan şikâyet ediyorsa, feke ya da jekih adı verilen taştan iki parça alıp onları odanın tavanına doğru atmak ve büyük bir sessizlik içinde aynı şeyi bir saniye sonra tekrarlamak çok faydalı olabiliyor. Geriye bir tek, bütün dikkatinizi aşk dolu işinize vermek kalıyor.
Bir başka yöntem de biraz kum edinmekten geçiyor. Eğer güzel dilber sırtüstü ya da yan yatıyorsa, kadının gözlerine, gözlerini yumuncaya dek usul usul kum atın. Ardından kadını kendinize doğru çevirip sevişmenin zevkine varın, tabii çok büyük bir dehşete kapılmadıysa...
Son olarak, eğer saydığımız yöntemlerin hiçbiri işe yaramadıysa, bir makas ve birkaç altın ve gümüş para edinin. Makas, aşığın tam olarak kendini vermeyi reddetmesini simgeler; böylece kadının kalbindeki bu sevimsiz özellik sökülüp çıkarılmış olur.
Altın ve gümüşün rolü ise çok basit, onlar bütün iltifatlar yetersiz kaldığında devreye girerler; 18. yüzyılda yaşamış bir şehvet düşkünü "İnsanın elini cebine atıp altın paraları çıkarması başvurulacak en iyi büyüdür" diyerek, bu yöntemin inceliğini dile getirmiştir.
Daha şair ruhlular bu son yöntemi tercih etmekte zorlanabilirler; uygulamak şart değil zaten.
İyi büyüler!

CEHENNEM SUYU
Esas olarak geçici iktidarsızlık durumlarına karşı birebir olan bu ürünü hazırlamak için gereken ilk şey boş zamandır. Galanga, karanfil, tarçın, küçük Hindistan cevizi (muskat), Hindistan kebabesi, Acem karabiberi, devedikeni, kakule, nezle otu, şebboy çiçeği, defne tohumları ve kadıhindi, aktarların homurdanmalarına hiç kulak asmadan bir araya getirilir.
Ama uyarmalıyım: Semt pazarlarında devedikeni müşterilerinin cinsel yaşantıları hakkında bazı dedikodular yapılır.
Cehennem suyu hazırlamanın zorluğu bununla da kalmıyor. Aynı zamanda birtakım büyü formüllerini ezberleyip bütün bu malzemeleri havanda dövmek ve temizlikçi kadına yakalanmamak gerekir; yoksa kendinizi hemen ele verir, hizmetçinin diline düşersiniz.
Yıllardan beri bıkmadan usanmadan magazin dergilerini takip eden bu sadık okurun afrodizyaklar hakkında bilmediği şey yoktur çünkü.
Ocağın ardında, klasik haşlanmaya elverişli, esnaftan ve temizlikçilerden gizli elde edilmiş tozları gizlice karıştırırken yanına, takviye olarak, bir tavuk yemeği de hazırlayabilirsiniz.
Ama en iyi sonucu güvercin palazı verir. Talimatlarımıza sonuna kadar sadık kalanlara, bu cehennem suyunu içmeden önce ve sonra, şarap değil ama büyük bir bardak da su tavsiye edeceğiz.

ÇILDIRTAN PATLICAN
Çıldırtan patlıcanın, bedenin içindeki şeytanın dürtmelerine, kendi cinsel eksikliğini telafi etmek için kışkırttığı suçlara ortaklık etmesi beklenemez. Yine de yüzyıl başında seyyahların Guyana'dan getirdiği fantastik "pro erecto" bir reçete olarak oldukça yararlıdır. Kolayca hazırlanabilmesi gibi bir üstünlüğü vardır. Mahzuru ise, abartıldığında tehlikeli olmasıdır.
Çıldırmak istiyorsanız, her şeyden önce ereksiyon hâlindeki uzvu kaplayabilecek boyutta iyi bir patlıcan seçmeniz gerekir. Seçilen patlıcan, içi özenle oyulabilecek şekilde iki eşit parça elde etmek için yan tarafından boylu boyunca yarılır. Bu iki parça erkeklik uzvu için bir yuva oluşturur. Sıra, patlıcandan çılgına dönmeye gelmiştir artık.
Bunun için un ve suyla bir hamur hazırlanır; ünlü kargabüken ağacının kabukları, yarım düzine fosforlu kibrit, birkaç küçük biber, 12 adet karabiber tohumu ve karanfil taneleriyle birlikte kaynatılır. Tabii bu tahrik edici karışıma güzel kokular vermek için bir ya da iki parça vanilya eklemeyi unutmamalı.
Bundan sonra iş, cinsel uzvu elde edilen hamura bulamaya kalır; bu arada bütün bu güzelliklerden payına düşeni alması için testisleri de ihmal etmemek gerekir.
Bunların tümü patlıcanın içine yerleştirilir ve pişmesi beklenir; çabucak da pişer. Bu haz anı uzun sürerse vücuttaki kızışma dayanılmaz olur. Bu durumun, uzvun sürekli erekte hâlde kalması ve sistit gibi riskleri vardır.
Birleşmeden 8-10 dakika önce bu hoş işlemlere girişen ve ardından ılık suyla banyo yapan aklı başında haz düşkünleri çok iyi sonuçlar alır. Tabii dehşete kapılmış eşleri çoktan tüyüp gitmediyse.
Erkeklik uzvuna sıcaklık veren, usulünce kullanılmış patlıcan, sürekli ereksiyon ve yakıcı hazlara dönük bir birleşmeden sağlanan erkek tatmini...
Kadınlar bütün bunlardan neden çekinir ki?

ÇİNLİ FALLUS
İktidarsızlığı iyileştirmeye yaradığı dünyaca bilinen en eski yöntemlerden biridir. Aradan yüzyıllar geçmiş, ama reçete hiçbir değişikliğe uğramamıştır.
Şöyle uygulanır: Zayıf düşmüş erkeklik uzvuna meşinden bir kılıf geçirilir. Havanda dövülmüş ısırgan ve karabiberin yağla karıştırılmasından oluşan bulamaç da bu kılıfın içine konulur; ana maddesi karabiber ya da safran olan bir karışım da aynı işi görebilir gerekirse.
Eğer tamamıyla egzotik bir gece geçirmek isteniyorsa hemen ardından "Çinli kirpi"ye başvurulabilir. Bu da kadınların arzusunu artırmaya yönelik bir Uzak Doğu icadıdır ve küçük bir kuştüyü tacından ibarettir. Eşinin gizli sellerini fark eden erkek, bunu ereksiyon hâlindeki uzvuna geçirir. Bu külah, bir Hintlinin kafasındaki türban gibi penisin ucunu sarıp sarmalar.
Birleşme anından itibaren kadın, zevk tünelinin içinde kuştüyünün sürtünmesiyle hiç tatmadığı duyguları tanır. Aşk iniltilerinin kaçınılmaz olarak artışıyla birlikte zevk de alır başını yürür.

ÇORBA
Güzel bir kadının yanında çorba içmekle uğraşmak pek uyarıcı değildir; çorba faslını fazla uzatmak, kadını sinirlendirip kaçırma riskini taşır her zaman. Ama yine de, özellikle bazı haşlamaların ve de ünlü "cehennem suyu"nun erdemleri aklınızda bulunsun.
Eğer arzuladığınız kişinin sizin için iç geçirmesini istiyorsanız, hiçbir şey, deniz kırlangıcı ve salangan yuvaları çorbası kadar işinize yaramaz. Bu çorba, tatlı su ıstakozu ezmesine benzer bir karışımdır. Bir ezme, ama etkileri son derece değişik, kudurtucu bir ezme...
Kırlangıç yuvası, balık ciğerine yapışmış yapraklardan oluşur. Bu karışım hem arzuları kamçılar hem de ereksiyonu sağlar. Yine de pek çok maddede olduğu gibi bu çorbada da aşırıya kaçmamak lazım, yoksa mideniz fena hâlde fesada uğrar.

DENİZHIYARI
Denizhıyarı, Robert Sözlüğü'ne göre bir deniz hayvanıdır. Karın yüzeyi vantuzlarla donanmıştır, sırt yüzeyinde ise büzülebilir meme başları vardır.
Bunlar doğru, ama bizi ilgilendirmiyor. Bizi ilgilendiren, denizhıyarının afrodizyak özellikleri.
En ünlü denizhıyarı, hiç kuşkusuz denizgeyiğidir. Şekli, şemali ve cüssesiyle okkalı bir parça domuz sucuğunu andırır.
Karaktersiz bir hıyardır. Okyanus kıyılarında deniz, gelgit zamanı tüm canlıları ve bitkileri gerisinde bırakarak çekildiğinde, kendisini avlamayı deneyenlerin anasından emdiği sütü burnundan getirir.
Eğer ele geçirmeyi becerebilirseniz denizhıyarlarını kullanmaya hazır hâle gelene kadar güneşte kurutun ve kocaman fıçılarda saklayın.
Fakat denizgeyiğinin, öyle herkesin kesesine uygun bir şey olmadığını da söylemek zorundayız.

ERKEKLİK MERHEMİ
Bu merhem, uzmanlar tarafından, sertleşme sorunu olanlar için en hızlı ve en etkili sonuç veren reçeteler arasında sayılıyor. Merhemin etkileri öylesine güçlüdür ki bu mucizevi ürünün en fazla üç günde bir kullanılması tavsiye edilir.
Bu girizgâhtan ürkmeyen okuyucular; cam gibi saydam bal, muskat yağı, nezle otu, karabiber ve kebabeyi karıştırmalıdır. Bunların hepsi topu topu on beş gram kadar olmalıdır.
Ayrıca azıcık misk, bir parça misk kedisi kokusu ve Peru reçinesi eklemek de fena olmaz.
Artık yapılacak şey, bütün bu malzemeyi güzelce karıştırmak, bir dua okumak ve elde edilen karışımı erkeklik uzvuna ova ova, özenle sürmektir.

FOSFOR
Deniz ürünlerinden yüksek miktarlarda elde edilen fosforun, çocukları akıllı kıldığı, büyükleri ise âşık ettiği varsayılır. Bir ürün için yeter de artar meziyetlerdir bunlar.
Yine de hekimler fosforu en çok, harekete geçirdiği cinsel enerji sayesinde tanırlar.
Seksologlar ise yatakta yüksek performans arzulayanlara balıklar, kabuklu deniz hayvanları ve deniz bitkileri önerirler.
Bununla birlikte, uzun mesafe koşuculuğuna özeniyorsanız istiridye ve ıstakoza pek güvenmeseniz iyi olur. Fosfor, bulanık arkadaşlıkları parlatacak kadar da güçlü değildir.

HAŞLAMA
İşini bilen haz düşkünleri, her iki cinsin de zevk anına ulaşmak için şiddetli bir mücadele verdiği —doğaldır ki emek ve güç harcamadan zirveye ulaşamazsınız— "kutsal savaş" sırasında yorgun düşmemek için çeşitli haşlamalar kullanmayı ihmal etmezler.
Elbette haşlamadan kastettiğimiz şeyin, hazmı kolaylaştırmak ve geceyi sakin geçirmek için yaşlıların yudum yudum içtikleri kaynamış sıvılarla hiçbir ilgisi olmadığını tahmin etmişsinizdir. Haşlamalar bize burada tamamen ve kesinlikle bambaşka bir şeyi çağrıştırır.
Örneğin adaçayı bunlardan birisidir. Tercihen bir bahçede yetiştirilmiş filizlerden seçilen bu bitkinin haşlaması; özellikle güçlerini ağır uyarıcılara başvurmaksızın sürdürmek isteyen, belirli bir yaşa gelmiş erkeklere tavsiye edilir.
Kedi otu haşlamasının ise yaş sınırı yoktur. Doyumsuz sevgililere sahip her yaştaki erkek tarafından içilebilir. Bu kürün uzun zaman boyunca sorunsuz olarak devam edeceğine garanti verebiliriz.
Biberli nane, ökse otu, tarçın ve vanilya; birlikte veya ayrı ayrı haşlamaya katılabilir. Tercihiniz, birlikte olunacak insana ve gününe göre değişebilir.
Şehvetli esmerlerin baskınında tarçın bulundurulabilir örneğin. Nazenin bir kadınla beraberken de biberli nane tercih edilebilir. Sex shop reçetelerinden çok daha şairane, değil mi?

HAYVANSAL KOKTEYLLER
Hayvansal kokteyller iktidarsızlığı çözemez ama iş görür durumdaki erkeklik bölgesindeki arazlar için birebirdir; özellikle de bu arazlar aşırı sefahatten kaynaklanıyorsa. Hayvansal kokteyl, gerçekten de, bütün havlu atmışlara ve bayrağı yarıya indirmişlere yeniden güç kazandırır.
Ana maddesinin abıhayat (mesela rakı) olması, bu kokteylin cazibesini bir kat daha artırır. Her hâlümükârda, deve sütünden ya da morina balığının karaciğerinden elde edilen yağdan daha tatminkârdır. Ama rakıyı, efkârlı gırtlakların bu eski dostunu, biraz alışılmadık bir muameleye maruz bırakmak durumundayız.
Bu kıymetli içki, toprak bir kabın içine çeyreği dolacak şekilde döküldükten sonra yedi genç horozun kanıyla karıştırılmalıdır. İşini bilenler, bunun üstüne çeyrek ölçü daha rakı eklemekte hiç sakınca görmezler; iki gram ufalanmış tarçın ve 250 gram toz hâlinde nöbet şekeri eklemekte tereddüt etmedikleri gibi.
Ardından, bunların hepsini çakıl toprağından mamul bir şişeye aktarmak ve şişeyi erimiş sakız ya da domuz testisinden bir payla kapatmak gerekir.
Henüz bitmedi...
Bütün bu uğraşların tamamen yararsız olduğunu aklınızdan çıkararak, şişeyi kırk gün boyunca at gübresine gömmeniz gerekir. Sürenin sonunda, bu sihirli iksirin varlığının unutulması sık rastlanan bir durumdur. En iyisi de budur. Aksi takdirde, onu denemekten başka çare kalmaz.

HİNDİSTAN
Bu eski İngiliz kolonisi, cinsel eczacıların fantastik bitki bilim atlaslarının en saygın köşesini yüzyıllardır işgal eder. Hindistan, afrodizyak kâşiflerinin hayal güçlerinin sürekli tahrikçisidir.
Ne ararsanız vardır Hindistan'da. Hoş kokulu hasırotuna, Malaga baklası ve maun elmasına, Peru reçinesine, küçük Hindistan cevizine, zencefil ve miske ve daha nicelerine rastlanır. Kokusu karanfili andıran Hindistan yapraklarını da unutmamak gerekir.
Bugün bu maddelerin büyük çoğunluğu Batı'da da bulunuyor; ama zarif Hindistan, egzotizm peşinde koşanları ışıtmaya devam ediyor. Katmandu'ya uğramadan cinsel nirvanaya ulaşılmaz...

ISIRGAN
Isırganın, yalnızca deriyi değil, arzuları da ısıran bir gücü vardır. Isırgan iki tür yarar sağlar. Genellikle zararlı olarak şöhret yapmış olan bu çalılık bitkisi, bazı uzmanlarca, iktidarsızlık hâllerinde son çare olarak tavsiye edilir.
Biz burada, sado-mazohist duyguları kabartan etkilerinin üzerinde durmayacağız ama aklı böyle şeytanca şeylerle dolu olanlar; ısırgan tohumuna yeşil zencefil, tarçın, kakule eklenmesi gerektiğini ileri sürerler. Tabii bu harcı bir arada tutmak için bal da ilave edilir ki ereksiyonda onun da tuzu olsun.
Böyle derler ama Petronius'un eserlerinde, insana yeniden kuvvet kazandıran ve ana maddesi ısırgan olan böylesi bir tedaviye rastlanmıyor.

KADIN
En iyi afrodizyak, hiç kuşku yok ki, güzel bir kadınla düşüp kalkmaktır. (Tıp Bilimleri Sözlüğü, 1812)

KARABİBER
Halk arasında, bol karabiberli bir yemeğin şehvet dolu, çılgınca bir gecenin kapısını açacağı inancı çok yaygındır. Hatta kimileri bu umutla işi karabiber taneleri çiğnemeye kadar vardırır. Gerçekteyse, sıradan karabiberin cinsel arzular üzerinde kayda değer bir etkisi olduğunu kanıtlayan hiçbir veri yoktur.
Ama şöyle bir şey olabilir: Karabiber çok susattığından daha çok şarap içmenize, şarap da esrimenize neden olur...
Buna karşılık, bazı karabiber türleri uzmanlar tarafından gerçek afrodizyaklar arasında sayılır. Bunlardan en önemlisi de çok çeşitli biçimlerde kullanılabilen kebabe karabiberidir. Bu bitkinin yapraklarını demleyip içmek hem arzuları uyandırır hem de uzun sürmüş kötü deneyimler sonunda görülen sıkıntıları giderir, iç ferahlatır.
Karabiber bir miktar balla karıştırılarak biberli merhem de yapılabilir; "Benim ağzım yanmaz" diyorsanız tane karabiberleri çiğneyebilirsiniz de.
Meraklıları, taneleri döverek elde ettikleri kebabe tozunu da kullanabilirler.

KARABİBERLİ NANE
İşte gayet pratik bir afrodizyak. Bütün yapacağınız, diğer yumuşatıcı çaylar gibi, erdemleri çok ünlü olan nane ve biberi kaynatmak.
Hipokrat, biberli naneden aşk oyunu içkisi diye boşuna söz etmedi herhâlde.
Bu arada, biberli nane ile etkileri henüz pek bilinmeyen naneli biberi karıştırmamakta yarar vardır.

KARANFİL TANESİ
Karanfil tanesinin evlerde kullanımı tahmin edilemeyecek kadar yaygındır. Biz, karanfilin engin yararlarını mutfaktan çıkarıp doğrudan doğruya yatak odasına aktaracağız.
Olgunlaşmadan toplanan ve güneşte kurutulan bu hoş kokulu çiçek, cinsel icraata yönelik birçok karışımın terkibinde yer alan vazgeçilmez bir unsurdur.
Canınız çektikçe ağzınıza atıp emmenizde hiç sakınca yoktur.
Ama etkisi de pek heybetli değildir.
Çok şey beklememek lazım karanfil taneciğinden.

KARGABÜKEN MEYVESİ
Bilindiği gibi, kargabüken ağacının yalancı angustura denilen kabuklarının afrodizyak olarak kullanımı da oldukça yaygındır. Hatta bugünlerde sırf bu kabuğun şöhreti yüzünden meyveye pek yüz verilmiyor. Ama eskiden öyle miydi? Kargabüken meyvesi, bir zamanlar aşk delilerinin tencerelerinde ve 16. yüzyılın tıp sözlüklerinde nice zaferlere imza attı.
1876 yılından kalma, tıp bilimleriyle ilgili ansiklopedik bir sözlükte bu meyve için şunlar yazıyor:
"Kargabüken meyvesinin uyarıcı etkileri özellikle omurilik üzerinde yoğunlaşmış gibi görülür, oysa afrodizyak etkileri de olan bir maddedir."
"Kargabüken meyvesinin etkisi altındaki gündüz ve gece ereksiyonları," diyor Trousseau ve Pidoux, "erkekliğinden bir süredir bir şeyler yitirmiş olanları bile dürtükler." Ve ekliyorlar: "Hatta şüpheye yer bırakmayacak şekilde açıklamamız gerekir ki, kadınlar bile çok güçlü cinsel arzular hissederler." (Traité de thérapeutique et de matière médicale, 2. Baskı, 1841, 2. Bölüm, Sayfa 787)
Ayrıca Tours'lu hekim Duclos da 1849'da yayımladığı ilginç anılarında kargabüken meyvesi sayesinde çok başarılı iktidarsızlık tedavileri gerçekleştirildiğini anlatır. (Bulletin de thérapeutique, 1849, 36. Cilt, Sayfa 529)
Bu madde, bir başucu afrodizyağı olarak değerlendirilmiştir.
Trousseau ve Pidoux'ya kimbilir ne gibi sırlarını verdi insanlar? Düşünün ki onlar, bir zamanların Masters ve Johnson'ıydılar. Tabii ki Tours şehri de iktidarsızlık tedavisinde uzman olan hekimlerini çoktan yitirdi.
Yazık! Kargabüken meyvesine gelince; o da düşsel seks müzesinde "makat kemanı"yla "on bir millik alet" arasındaki yerini aldı.

KEÇİ
Keçiyi nasıl bilirsiniz?
Bu sevimli hayvanın, özellikle de tekenin, etrafa berbat kokular saldığı düşünülür haklı olarak.
Ama keçinin başka bazı bilinmeyen özellikleri vardır ve bunlar bu konunun uzmanları arasında sert tartışmalara neden olur. Bu sert tartışmalar afrodizyak etkileri olan kimi uzuvların kullanımıyla ilgilidir.
Kimileri, keçinin testislerinin şekerli süt içinde kaynatılması gerektiğini, böylece basit ama iyi bir afrodizyak elde edileceğini iddia ederken diğer keçi dostları, penisin, birazcık bal ilave edilmiş teke kanıyla ovulmasını önerirler.
Bununla birlikte, bazı mahrem ilişkilerdeki günah keçisinin bizim keçiyle ilişkisi iyice karışık bir mevzudur.

KEDİOTU
Derler ki; kediotu suda demlenip içilirse en içi geçmişler bile yatakta kaplan kesilir, Apollon'un kulaklarını çınlatır. Çok dallı budaklı kökü olan, pembe beyaz çiçekli bu otsu bitki, aşk oburları tarafından ölçüsüzce kullanılabilir. Tek kusuru alışkanlık yaratmasıdır.
Işıktan ve meraklı bakışlardan uzak, sıkıca kapalı bir kavanozda saklanması gereken kediotu; şurup veya çay olarak ya da ufalanmış kökleri kaynar suda bekletildikten sonra da alınabilir.
Püristler, otun hiç de hoş olmayan kokusunu hafifletmek için bir miktar Hindistan cevizi kabuğu eklenmesini tavsiye ediyorlar.
Halk bilgeliği bu ota bu adı, kedinin yumuşaklığından mı, çevikliğinden mi, yoksa kıvraklığından mı layık görmüş bilinmez; ama kullanırken bir bildikleri olduğu kesin.
Bazıları kediotunun yalnızca kokusunun bile yeterli olduğunu savunur...

KOLA CEVİZİ
Özellikle Senegal'de Fouta-Toro halkı tarafından kullanılan ve onlardan esinlenen seyyahlar tarafından geçen yüzyılın sonunda Avrupa'ya getirilmiş Afrikalı bir afrodizyaktır.
Kola cevizi, sırf cinsel bölgeleri değil, tüm sinir sistemini etkiler. Bu ata yadigârı sakızı uzunca bir süre çiğneyen kişi; yirmi dört saat uykusuz kalabilir, yürüyerek bir çölü aşabilir, orkestra yorulana kadar dans edebilir ve tabii ki dizi dizi kadınla durmaksızın sevişebilir. En azından efsaneler böyle söylüyor.
İşin doğrusu, kola cevizi iki meşhur uyarıcıyı yüksek miktarlarda içerir: Kafein ve teobromin.

KÖKLER VE KABUKLAR
Bazen, ağaca bakmaktan ormanı göremeyiz ama boşuna değildir bu. Ağaca, özellikle köklerine ve kabuklarına zaman ayırmadan geçmeyin ormanlarda. Çünkü bunların açık saçık fıkralardaki, ismi lazım değil, birtakım nesnelere sunduğu hizmetler sınırsızdır.
Burada geri dönüp satyrion köklerine ya da zencefile gidecek değiliz. Fransa denizaşırı topraklarından çekildiği için, kargabüken ağacının kabuğuna da...
Burada, Winter kabuğu ya da hoş kokulu saz gibi pek meşhur olmayan afrodizyaklara değineceğiz. Ağır ama hoş bir kokuya sahip olan Winter kabuğu, bu ismi onu Avrupa'ya getiren kişi Winter isminde bir bey olduğu için almıştır. Bu kabuk, kolayca nüfuz eden etkisiyle biraz tarçını andırır. Tarçının yataktaki etkilerini biliyorsunuz herhâlde!
Hoş kokulu saz da cinsel tutumlar üzerinde belirli etkiler uyandırır: Kokusu pırasayı andıran, tadı da biraz acı olan bu aromatik kök sayesinde keyifli tecrübeler yaşayanlar, durumu "bükülür ama kırılmaz" şeklinde açıklıyorlar. Çok daha güçlü ve karabiber gibi yakıcı olan galangayı da ihmal etmemek gerekir. Bu kudretli kök, en bitap durumdakilere bile canlılık kazandırır.
Ginseng ise meraklıların en çok değer verdiği köktür. Bu kök, bir iki parmak uzunluğunda, bir küçük parmak cüssesinde, parlak kırmızı, neredeyse kızıl renktedir. Kokusu fena sayılmaz ama tadı felaket acıdır. Ginseng'i ya da hiç değilse türevlerini elde etmenin hiçbir güçlüğü falan da yoktur.
Sex shoplar; Monako Prensliği kanalıyla Rusya'dan ithal edilen ginseng şuruplarının, merhemlerinin ve reçinelerinin sonsuz ışığına adanmıştır aslında. Bu ürünlerin gerçek etkinliği ispatlanmayı bekler. Bazen gerçekleştirmek kolay olmasa da, ginsengin kullanıldığı geleneksel reçetelerde bu ürünler tercih edilir.
Saint-Denis sokağındaki pornografik tezgâhların önünde bir kökten ibaret olan bu bitkinin peşine düşmek her zaman çok eğlencelidir.
Unutmadan, salebi de hesaba katmak gerekir. Salep; hafif saydam ve uzunca bir köktür. Beyazdır, neredeyse kokusuzdur, tadı ise iyice berbattır. Onu toz hâline getirmek ya da suda demlemek gerekir. Ağızdaki rahatsız edici acılık hissini yok etmek için de bal ya da hoş kokulu bir bitki ilave etseniz iyi olur.
Panicaut kökü, genellikle Roland devedikeni olarak da adlandırılır ve büyük bir kuvvet ilacı olarak geçinir.
Köklerin bazılarının tehlikeli olabileceği konusunda uyarmalıyız sizleri. Ama burada sayılan hiçbir kök tehlikeli değildir. Başa gelecek en kötü şey ağır bir ishal, en iyi şey de parlak kişisel başarılardır.

KUNDUZ
Kunduz, efsanelerin de parıltısı altında, tekeyle birlikte cinsel zoolojide özel bir yer tutar. Kunduz da, teke gibi, bazı afrodizyakların yapımında kullanılır. Ama tahminlerin aksine, kunduzun meşhur kuyruğu değildir kullanılan; son derece iğrenç olan yağıdır.
Yağ derken, hayvanın derisinden boşalan yağ niteliğindeki bir maddeden bahsediyoruz. Bu yağın, şaşırtıcı derecede diriltici kapasitesini perdeleyen ağır bir kokusu ve acı bir lezzeti vardır.
Bu yağın, geleneksel hekimlikte, tensel aşırılıklarla hiçbir ilgisi olmayan tamamen aklıbaşında niyetlerle kullanıldığı da olur.

KUNDUZBÖCEĞİ
Kunduzböceği tozları, kuşkusuz afrodizyakların en ünlüsü ama en tehlikelisidir. "Muhteşem Tabiat Üstüne"nin yazarı Lucretius ve büyük oyuncu Molière, kunduzböceğini fazla kaçırarak aniden rahatsızlandıkları için tıp tarihine geçmişlerdir.
Hatta Lucretius'un bizzat sevgilisinin hazırladığı aşk iksirine kurban gittiği, çünkü bu korkunç karışımın ölçüsünün iyice kaçtığı söylenir. 18. yüzyılda yazılmış tıp kitapları, cinsellikten sarhoş olmuş, zevklerinin bedelini canlarıyla ödemiş genç çapkınlardan geçilmez. Kunduzböceği, iki yüzyıl sonra da bilim insanlarının tekrar tekrar yaptıkları uyarılara rağmen hâlâ efsane katındadır.
Çoğu kişi, kunduzböceği kullanımı sonrasında şaşırtıcı ereksiyonları inkâr etmez; ama bir taraftan, insanın tüylerini diken diken eden bir yan etkiler listesi sunmaktan da geri durmaz: İç kanaması, mide hastalıkları, sayıklamalar, kan dolaşımı bozuklukları, idrar güçlükleri, sistit, kan zehirlenmesi ve hatta peniste kangren.
Kunduzböceği, arzulardaki aşırılıkla saf ve yalın bir delilik arasındaki hassas sınırın simgesidir; tecrübeler merdiveninde asla aşılmaması gereken bir basamak. Yani tırabzanların üstünden kendini aşağı bırakmakla birdir neredeyse.

KUTU
Erkeklerin, afrodizyak kullandıkları zaman, kadınları daha iyi tatmin edebilmek gibi tamamen insancıl bir amaçla penis boylarında gözle görülür bir büyüme umdukları bilinir.
Ama eğer partner, kutsal koridoru daraltmak amacıyla bir takım uygulamalara girişirse, erkeğin böyle kurnazca oyunlarla uğraşmasına gerek kalmaz. Böylece erkek, hem ahlak hem de doğa tarafından tasvip edilmeyen usullere başvurmaksızın kendini iyi hissedebilir.
Bunu gerçekleştirmek için; suyun içinde birazcık şap eritmek, yani birkaç damla potasyum sülfat ve alüminyum hidrat katmak ve bu kaynamış sıvı ile gizemli zevk çukurlarını yıkamak gibi son derece kolay bir yol vardır. Daha ince zevkler arayanlar, peklik verici özellikleri de bilinen ceviz kabuğunu ekleyebilirler bu karışıma.
Aynı amaçla, açık açık söyleyelim, belden aşağı bir banyo yapmak için, tomurcukları hariç keçiboynuzu meyvelerini ve nar ağacı kabuklarını kaynatmak da mümkündür. Buna niyetlenenler, nazik kıçlarının tahammül edebileceği en yüksek ısıda yıkanmak ve su soğuduğu anda tekrar ısıtmak zorundalar.
Malum bölgede keyifli bir büzülme elde etmek için tütsüye başvurmak da aynı şekilde mümkündür.
Kullanılacak malzemeler o kadar çoktur ki: Öküz gübresi, meşe kabuğu, ceviz kabuğu, çavdar kılçığı ve daha aklınıza ne gelirse!..

MACUN
Macun; karışık tozlarla ve şuruplarla oluşturulan, yumuşak kıvamlı bir ecza karışımıdır. Görünümü pek iç açıcı değildir ama bu durum, gerektiğinde afrodizyak etkisi göstermesini engellemez elbette.
Büyükbabalarımız, eşsiz bozkırlarda yorgun argın süvarilerin, bellerini yeniden doğrultabilmek amacıyla kullandıkları kimi macunlardan haberdardılar. Ve onların metresleri, nadiren de yasal eşleri, sevdikleri insanın gizli çekmecelerdeki eski el yazması kâğıtlara başvurduklarını ya da kütüphanenin en ücra köşelerinden eski bir eser çıkarıp karıştırdıklarını mutlulukla fark ederlerdi.
Paul de Kock'un romanları, Emmanuelle Arsan'ınkilerden daha ölçülü olsa da Belle Époque'un zevk âlemleri konusundaki bilgilerine güvenebiliriz yine de. O kitaplardan öğrendiğimize göre, o sıralar zevk düşkünlerinin birbirleriyle sürekli değiş tokuş ettikleri, hazırlanması hiç de basit olmayan macunları varmış. Gerçekten sabır istiyormuş bu karışımları hazırlamak. 1900 mahsulü iyi bir macun karışımı örneğin, bekle ki mayalansın. Kendi kendine mayalanana kadar dünyanın zamanı geçermiş!
Macun yapmak, nispeten kolayca bulunabilecek zahirelerle iki tutam biberiyeye el atmak ya da bunları birazcık bademle karıştırmak anlamına gelmediğine göre, bunu normal karşılamak gerekir. Bu iş biraz zor.
Birkaç tarif verelim dilerseniz. Huysmans'ın da çeşitli yerlerde belirttiği gibi, katıldığı yemekleri "ateşleyen" hoş kokulu Hindistan cevizi kabuğu, macunların vazgeçilmez bir bileşeniydi. O çok arzulanan cinsel etkiyi yaratabilmek için birkaç gram Hindistan cevizi kabuğu katmak gerekir.
Elbette, 20 gram eryngium kökü turşusunun unutulmamasına dikkat edilir. Karışıma kıvamını veren kırmızı likör ve eryngium turşusu olmaksızın hele, macun adına layık olamaz.
Bu tür şehvet formülleri özellikle yüzyılın başında epey ün kazandılar. Roka tohumu, toz hâlinde zencefil gibi klasik malzemeler afrodizyak bileşimlerine dâhil ediliyordu bu dönemde. Bir yandan da ilk kez milli olan bir gencin badem sübyesi şerbeti içine her nasılsa boca edilmiş kimi neşeli fanteziler mevcuttu.
Ancak üstü kapalı geçiştirilen böyle bir cinsellik için bunların pek bir önemi olmuyor doğrusu.
Gerçek olan şu ki, o zamanlar cinsel devrim yalnızca ufukta görünüyordu. Bununla beraber, çocukluğumuzun kokularını afrodizyaklar âlemine taşıyan çikolatalı macundan bahsetmekte fayda var.
Bunun için; toz çikolata, beyaz badem, şeker ve gül konservesi bulundurmak gerekiyor. Önce bu hoş karışımı, kırmızı kökü eklemeyi unutmaksızın havanda dövmek, sonra da iki tutam Mekke reçinesi, bir miktar reçine şurubu katmak ve bu şekilde elde edilmiş macundan günde üç dört kere kullanmak her derde devadır.

MANTARLAR
Amanita phalloides, ismine aldanmayın, bir afrodizyak değil, ölümcül bir zehirdir. Bu tür mantarlara zehirli çayır mantarı adı verilir. Üstelik bu tür mantarlara, çiftleşme aşırılığından bitkin düşmüş sevgililere eski görkemli günlerini biraz olsun kazandırma yeteneğindeki mantarlar kadar sık rastlanır.
Zaten Martialis, epigramlarından birinde şöyle yazmıştır:
"Cum sit anus conjux, et sint tibi mortua membra. Nil aliud bulbis quam satur esse potes" *
Tabii ki sırf eğlence adına gelişigüzel bir mantar kullanmamaya dikkat edilecektir. Zehirliler ve zühreviler arasında bir ayrım yapmak şarttır. O yüzden, toparlak kırmızı saplı boletuslar, narin kuzu mantarı ve çayır mantarıyla yetinmek gerekir.
* "Eğer karın çok yaşlıysa ve uzvun da hapı yutmuşsa / Soğan dışında hiçbir şey seni eski gücüne kavuşturamaz"

MASTÜRBASYON
Mastürbasyonun insanı sağırlaştırdığı çok yaygın bir kanıdır. Muhtemelen bu nedenle uzmanlar, tansiyon düşüklüğünden endişe edenlere mastürbasyona başvurmamalarını tavsiye ederler.
Otuz bir çekmek gerçekten de çiftleşmenin düşmanı mıdır? Emin miyiz yani?
Uzak Doğulular tam tersine, mastürbasyonu aşk cilveleşmelerinde bir ön oyun olarak kullanıyorlar.
Hayal gücünün zerresine rastlanmayan sex shoplar ise hayatta bulamayacağınız binbir türlü oyuncak öneriyorlar bu iş için. Bu oyuncaklardan biri de hakikaten hayranlık uyandırıcı "ateş topu"dur. Uzak Doğulu kadınlar bu aleti kullanmayı çok iyi bilir.
"Ateş topu", bir vida yardımıyla ortadan ikiye açılan, çok da iri olmayan hafif uzun bir toptur. İçi boşaltılmış topu cıvayla doldurup kapattıktan sonra aletin yüzeyini güzelce yağlamak gerekir. İçindeki cıvayla ağırlaşan top elden kayacak gibi olmalıdır.
Artık kadına, aleti mahremiyetinin derinliklerine doğru yolculuğa göndermek kalır. Bu hassas işlem sırasında topun küçük bir kısmının dışarıda kalmasını unutmamakta büyük yarar var. Metal parça vücudun bu ateşli kutsal derinliğinde gözden kaybolduktan sonra, kadın sallanan bir koltuğa rahatça yerleşir ve zevkine göre bir ritimle sallanmaya başlar. Topun ağır hareketi eşi benzeri bulunmaz bir haz verir.

MİSK
Bir zamanlar züppe erkeklerin favori kokusu olan misk, bazı geyikgillerin karın bezlerinden salgılanan siyahımtırak bir maddedir ve daha da önemlisi kıymetli bir afrodizyaktır.
Bununla birlikte, hafif acı, çok hoş bir tadı ve çok güzel bir kokusu olan misk boyasını olduğu gibi kullanmak çok da mantıklı değildir. Enerji kaynağı olan bu ilaç, duyguları uyandırsa da midede bir ağırlık, yemek borusunda kuruluk, mide bulantısı ve baş dönmesine yol açar. Bütün bunlar da aşk yolculuğu için pek huzurlu bir hava değil kuşkusuz.
Yine de misk; vıcık vıcık derecede yumuşamış ve siyahlaşmış olanını tercih etmeye özen göstererek, bazı merhemlere ve şuruplara katılabilir. Tabii ki bu her derde deva değildir ama hoş kokusu nedeniyle kadınlar arasında "Mösyö Misk" olarak adınız hemen ünleniverir.

MUSKAT
Muskatın, esas olarak Doğu Hindistan'daki Banda Adası'nda yetişen bir ağacın meyvesi olmasından bahsetmeyeceğiz. Antil ve Maluku Adaları'nda da rastlanan bu hoş kokulu bitki, usta aşçılar tarafından her durumda önemli bir uyarıcı olarak değerlendirilir; erken boşalma belasının yatak odalarında yarattığı çöküntülere karşı sıklıkla kullanılır. Kadınlarla fazla mesai yapanlar, muskat sayesinde yorucu gecelerin sızılarını dindirebilirler.
Bütün etkilerinin organizma tarafından adamakıllı katlanılır olabilmesi için biraz günlük tütsüsüyle karıştırmak ve bu karışımı balla birlikte kullanmak gerekir.

NEZLEOTU
Nezleotu tozu, sıklıkla böcek öldürücü ilaçların üretiminde kullanılır ama afrodizyak olsun diye bu tozu kullananları sineklerin sokacağı sanılmasın. Hem, nezleotu yalnızca arıları filan öldürmekle kalmaz.
O ki ereksiyon yaratan bir merhemin bileşimine dâhil olmuştur, erkekleri dantela ve korselerin peşine salacaktır elbet. Hem, yataklarda hayat kurtaran bu merhem, "dövüş merhemi" lakabı almasına değecek kadar da serttir.
Önce nezleotunu zencefille birlikte sırf bu iş için hazırlanmış bir kabın içinde dövmek, sonra da elde edilen karışımı yağ ve aynı şekilde dövülmüş kuru leylak yapraklarıyla karıştırarak seyreltmek gerekir.
Geriye bir tek karın alt bölgesini, testisleri ve haz merkezini bu karışımla ovmak kalır.

NOHUT
Bu kitabı gizli gizli karıştıran mahcup ve hamarat ev kadını, sakın yanakların kızarmasın, hiç gerek yok!
Evet, ay sonlarında tencerenin dolmasını sağlayan, çocuklarının karnını doyuran, sıkıntılı günlerinde Hızır gibi yardımına koşan bu mütevazı yiyecek, açıkça itiraf etmek gerekirse aynı zamanda müthiş bir afrodizyaktır da!
Evet, ev işlerinden yıpranmış parmaklarının arasından sık sık bir zevk tanesi yuvarlanıyor!
Evet, senin stokların uzun kış akşamlarını şenlendirdiği gibi, kocana da yataktaki kocalık görevlerini hatırlatıyor.
Biraz daha yaklaş ve birkaç not al:
Nohutları al, güzelce soğanla pişir ve toz hâlindeki tarçın ve zencefille tatlandır. Hepsi bu kadar.
Tencerede kaynayan biraz nohut sayesinde yatağın sımsıcak olacak.
Çok mu basmakalıp?.. Deneyin, görün...

RABELAIS
Rabelais'nin beşinci kitabındaki ünlü öğütlerine pek kulak asmayın. Gargantua ve Pantagruel'in babasının birinci kalite diye sayıp döktüğü ürünler aslında kullananlar üzerinde hiçbir etki yapmazlar.
Ya da biz farkına varmadan; tereotu ve bakla, 15. yüzyıldan bu yana, yine de bir parça fosfor içermekle birlikte, adamakıllı değişime uğramış anlaşılan.

REÇİNE
Afrodizyak reçetelerinde sık sık kullanılan gizemli reçinelerin çeşitli etkileri vardır. Kimisi insanı kaplana döndürür, kimisi avutucu etki gösterir, kimisi de şehvet verir.
Bunlardan biri olan günlükağacının öz suyu ve Peru reçinesi Hindistan'dan gelir. Bu reçineler, sosyetik çevrelerde cinsel birleşme öncesinde birkaç damla kullanılır. İkisinin de çok hoş tatları vardır ve güzel kokarlar. Daha acımtırak olan Tolu reçinesi ve Mekke reçinesi ise pastil ya da şurup olarak alınır.
Özellikle "erkeklik merhemi" türünden bir takım karışımlarda kullanılırlarsa sonuç mükemmel olur.

ROKA
Roka, sadece yaprakları bazı salatalarda kullanılan basit bir ot değildir. Şehvet macunlarının bileşiminde sık sık kullanılan bu sarı çiçekli bitkinin marifetlerini anlatabilmek için uzun bir liste yapmak gerekir.
Burada bunları uzun uzadıya anlatmayacağız; bilen bilir.
İster yabani olsun, ister bahçede yetiştirilsin, roka her zaman penisin sadık hizmetkârıdır.

SARISABIR
Gençlik çağlarında erkekler, boşalmayı geciktirici yöntemleri bilmezler pek.
Kadınlara sorabilirler ama.
Birleşme öncesinde sarısabır yapraklarının haşlandığı suda cinsel uzuvlar yıkanırsa ne olur örneğin?
Losyonun gücü durumu bir anda değiştirir, haz yaratmayı mükemmelen becerir.
Yalnız, bu anlatılanların ergin yaştaki insanlar için olduğunu unutmamalı; çünkü sarısabır yapraklarının tadına varmak için yeterince sabır göstermeyi bilmek gerekir.

SARI ŞEBBOY
Yaz aylarında duvar diplerinde biten oldukça uzun ömürlü bir bitkidir.
Cinsel faaliyetler için çok uyarıcı bir yağ üreten şebboy, aynı zamanda tahrik edici özelliği dikkate değer olan bir başka maddenin, cehennem suyunun terkibine de dâhil edilir.

SARIMSAK
Sarımsak, yalnızca Transilvanya'da kış günleri vampirleri kaçırmak için değil; aşk yemeklerinde çöpleme, tarçın, Hindistan cevizi ve karabiber sapıyla birlikte de kullanılır.
Bazı yörelerde bir diş iyi sarımsağın sevgiliyi daha da başarılı kıldığı bile söylenir. Fakat iki düzine salyangozun yakınlık kurmayı kolaylaştırdığı söylentisi gibi buna da inanmamak lazım. Ağzı kokan bir insan kendini ne kadar iyi hissedebilir ki?

SATYRION
Satyrion, güzelim afrodizyakları kullananların, okul çıkışlarına ya da delişmen ilk gençliğin diğer bildik mekânlarına kanat çırpıp gitmelerini sağlayan türden bir şey değildir. Tersine, satiriasis hastalığına yol açar. Kimsenin görmezden gelemediği bu hastalık, erkeğin cinsel arzularındaki anormal aşırılık anlamına gelir.
Satyrion gerçekte küçük bir bitkidir ve kökleri birçok macunun bileşimine dâhil edilir. Ama satyrionun erkek ve dişi cinsleri arasındaki farka dikkat edilmelidir. Bu da seksolojiden ziyade botanik bilgisi gerektirir.
Bir uzman, erkek satyrion köklerini lapa hâline gelip iyice azalana kadar pişirmeyi önerir. Eğer böyle yapacaksanız, bir parça da etene elde etmelisiniz.
Bu parçayı, bal kıvamı alması için yanmış şekerle karıştırmaya dikkat edilmelidir. Artık kilerde, makarnaların ve sardalya yağının arasındaki yerini alacak hâle gelmiştir.

SAZA NİYE GELMEDİN
İşin doğrusu makat kemanı, tam bir afrodizyak değildir. Fakat, Vietnam'ın bütün dünyaya tanıttığı bu hayranlık veren keşfi tasvir etmenin zevkine karşı koyamıyoruz.
Makat kemanı ya da takma ismiyle "kıç Stradivarius'u", yumurta biçiminde bir alettir ve yaklaşık 12 cm uzunluğundadır. Baş kısmı, yarıçapı 8 mm'lik bir yarımküreyle tamamlanır; dip tarafı ise eski pikaplarınki gibi bir ağza açılır.
Bu aletin her kalıba girdiğini söylemek yanlış olmaz. Kimi iri puroların ambalajında kullanılan tipte, ince ve yeterince sert bir metalden mamuldür. Zaten aletin bütünü de bu puro kutularına benzer; dip taraftaki geniş ağzı bir tarafa bırakırsak, bir kulpla sona eren aletin içine yerleştirilmiş yaklaşık bir metre uzunluğunda bir piyano teli vardır.
Aletin yararlarını önceden bilenler mutlaka uzun zaman boyunca Çinhindi'nde yaşamışlardır. Aksi takdirde, çabuk tarafından bir psikiyatra başvurmalarını tavsiye ederiz.
Alet, yağlandıktan sonra özellikle cesareti olan bir müzikseverin anüsüne olabildiğince sokulur.
Müziksever, başını bir yastığa koyar, kulaklarını dört açıp dört ayağının üstünde beklemeye başlar. Solist —ki cinsiyeti virtüözitesinden daha az önemlidir— dikkatli bir dinleyici olan müzikseverin arkasından çektiği kulbu kavrar, piyanonun telini el çabukluğuyla gerer, diğer eliyle ise bir arşeyi kemanın üzerinde emprovize biçimde yavaşça gezdirir.
Makat kemanıyla yorumlanan eserlerin gelecek kuşaklara aktarılması söz konusu olmasa dahi, müzikseverler için büyük bir anı olduğu aşikârdır.
Sefahat, genellikle nankörlüğün anasıdır.

SÜT
Yeni doğmuş bebeklerin temel besini süt, neden aynı zamanda bir afrodizyak olmasın? Bu fikir, anne göğsünü ilk arzu nesnesi olarak gören Freud taraftarlarını şaşırtmayacaktır...
Artık dudaklar meme başından uzak düştüğüne göre, arzuları artırmak için bir sütannenin yardımına başvurmak çare değil. O yüzden, kanlı canlı bir köylü kadının sütü yerine hevesliler, deve sütüyle yetineceklerdir. Deve sütü, balla karıştırıldığında hem hazırlanması kolay hem de oldukça diriltici bir içki olabilmektedir.
Bir dişi eşeğin çişine etini batırmak daha kolay geliyorsa eğer, erkeğin, uzvunu eşek sütüyle ovması da çok kuvvet kazandırıcı bir yöntemdir.
Dostumuz ineklerin sütününse tek başına bir afrodizyak etkisi yoktur. Yine de inek sütü birçok zevk verici reçetede kullanılır. Bazı uzmanlar, şeker ve biber karıştırılmış süte ökse otu, kuşkonmaz ve baldan oluşan bir bulamacın katılmasını önerirler. Kelt rahiplerini aklınıza getirin. Onlar ökse otunu yalnızca ulvi amaçlarla kullanmıyorlardı herhalde...
Midesi bu tür bir kokteyli kaldıracak kadar sağlam olanların en azından bir süre için endişelenmelerine gerek yok. Soluk almaya bile fırsat bulamayacak kadar arzudan kıvranacaklar, eşlerinin gizemli bahçesinde çıktıkları yolculuğu istedikleri kadar sürdürebileceklerdir.
Sindirim konusunda zorlanan aşk çılgınları ise sadece şekerli süte bir parça rezene suyu katmakla yetinebilirler. Bu şekilde elde edilen içki tabii müthiş mucizeler yaratmaz ama hem tadı son derece güzeldir hem de etkileri şaşırtıcı.

TOHUM
Herkes bilir ki, cinsel faaliyetler için çeşitli tohumlar da kullanılmalıdır. Ama rastgele her tohumu kullanmamaya ve aşırıya kaçmamaya, tohumları tanıyarak kullanmaya özen gösterilmelidir. Biz birkaçını sayalım size:
Hindistan'dan ya da Jamaika'dan gelen maun elmasının kendine has özellikleri vardır ve bundan epey fayda sağlanır!
Tek evcikli çiçek veren ağaçlardan elde edilen lal renkli tohumlar, ünlü kırmızı likörün terkibindeki en önemli maddelerden biridir. Bu likör en saygıdeğer evlerde mide, kalp, ciğerleri kuvvetlendirmek ve fırsattan istifade "öğle şeytanı"nı da uyandırmak için kullanılır; ama bu, nedense pek bilinmez.
Cinsel yetenekleri yeniden kazanmaya yönelik bir rejimin temel maddelerini sıralarken, çam tohumunu saymadan geçemeyiz. Yirmi tane badem ve yüz tane de çam tohumunun bir bardak koyu kıvamlı balla karıştırılarak kullanılması tavsiye edilir. Bu işlem cinsel birleşmeden önceki üç gün boyunca tekrar edilmelidir. Soğan tohumları da havanda dövülür, elekten geçirilir, balla iyice karıştırılır ve bu güçlü karışım aç karnına kullanılır.
Kısacası, öyle tohumlar vardır ki tohuma kaçmışları bile o eski güzel günlerine döndürebilir.

TOZ
Afrodizyak tozlar çöldeki kum taneleri kadar boldur ve bu uğurda tozutanların sayısı da o kadar çoktur. O yüzden bu iş o kadar karışmıştır ki, hangi tozu kimin icat ettiğini bilebilmek mümkün değildir artık.
Aslında, afrodizyak tozlar, kullanımı kolay, iddiasız ve kimseyi peşinden koşturmayan icatlardır. Bu yüzden belki de sık sık hakkı da yenir, hak ettiği değer pek verilmez.
Gerçekte, afrodizyak tozlar doyumsuz kadınlar için birebirdir. Kadınlar, düşten düşmüş kocalarının yemeğine serpiştirmek için kocakarıların yollarını aşındırır, edindikleri reçeteleri gizli gizli hazırlarlar. İyi niyetinden şüphe edilmemesi gereken bu kadınlar, zaman zaman, pişmanlık verici bir dozaj hatasının ardından, istemeden de olsa bir "zehirleyici" durumuna düşebilirler. Korkmayın, bizim size açıklayacağımız reçete herhangi bir tehlike içermiyor.
Bu reçete; tarçın, melekotu kökü, şebboy, Hindistan cevizi kabuğu, muskat, Hindistan yaprakları ve galangadan oluşur. Her maddeden ten gram kadar katmak yeterlidir. Karışıma, birkaç gram kakule ve bir o kadar da zencefil, sarısabır, sarı sandal, uzun karabiber eklemeyi de ihmal etmemeli.
Ardından, bütün bunları toz hâline getirip karıştırmak icap eder. Yaklaşık iki gramlık bir doz, tercihen kaynamış su tenceresine ya da bir kadeh iyi cins şaraba dökülür.
Eğer içinizde bir şüphe uyanıyorsa, şaklabanlıklar ansiklopedisine başvurabilir ve böylece, yukarıda verdiğimiz toz reçetesinin hapşırtmaya yönelik olup olmadığı konusundaki endişelerinizi giderebilirsiniz.

VANİLYA
Küçük hanımlara vanilyalı dondurma ikram etmek zaman zaman işe yarar. Evlenme çağına yeni girmiş bir genç kızın gözlerini kamaştırmak isteyen biri, bu güzelim tadın kalitesinden fayda sağlamayı da bilir.
Genç kızımızın, sadece şekerlemenin kışkırtmalarına boyun eğdiğinden değil, haz alanlarında mükemmel sonuçlar veren vanilyayı daha önce toz ya da tentür hâlinde zaten yemiş olduğundan gözleri kamaşacaktır.
Vanilya çoğu zaman zevklerin anasıdır; yeter ki ortağınız bir dondurma gibi soğuk olmasın.

YABANİ MERCANKÖŞKÜ
Origan da denilen bu hoş kokulu bitki, eski afrodizyak tiryakilerinin dilindeki kimi özdeyişlerde, maharetli mercanköşkü kadar övgüye değer bulunur.
Hemen hemen her yerde bulunabilen yabani mercanköşkü ne yazık ki Yunanistan'da yetişen Girit origanı kadar zengin değildir.
Bu Helenik bitkinin bizim bildiğimiz yabani mercanköşküne oranla daha uzun ve daha beyaz yaprakları vardır. Evet, hoş kokulu diye bilinir, ama o kadar da güzel koktuğu söylenemez.

YAKILAR
Cinsel iştah için yapılan mücadele bazen mehter marşı misali bir seyir izleyebilir. İşte yakılar, friksiyonlar, lapalar ve hatta korkunç hardal yakısı, bu gibi durumlarda dirilik peşinde koşan aşığın imdadına yetişirler. Bu ilaçlar tıbbın ve aile hekimliğinin temel taşlarıdır. Bu kocakarı zımbırtıları, aynı zamanda yorgun vücutlarından zevk çıkarmak için her şeyi yapmaya hazır olan baştan çıkarılmışlar ordusu tarafından da toplanırlar.
Vücudun bel bölgesini bu marifetli ilaçlara teslim edebilirsiniz. Bizden söylemesi, Fransa'nın mareşallerinden en kıdemlisi, bir zamanlar, vücudun bu bölgesine kunduz yağından uyguladığı yakı sayesinde çok ileri yaşlara kadar tensel günahlar işleyebildi.
İştahı kabarmış olanlar için de, şarap ispirtosunun içinde safran haşlamak önerilebilir. Bazıları friksiyonlara, sıcak lapalara ve hatta idrar söktürücülere başvururlar. Ayrıca bir uzman, böbrekler herhangi bir sıcak tedaviye tabi tutularak ovulduğu takdirde, her seferinde erkeklik uzvunun kalınlığının ve sertliğinin artacağını iddia ediyor. Ünlü bir doktor da ısı yalıtıcı kemerlerin afrodizyak özelliklerini keşfetti. Kastedilenin bekâret kemerleri olmadığını söylemeye gerek yok elbette.
Yapılan tüm işlemlerin temel amacı, testislere giden dokuların yenilenmesini hızlandırmaktır. Bu işte en büyük başarıya ulaşanlar Güneydoğu Asyalı haz düşkünleridir. Onların da tıpkı Vaillant* tapaları gibi iktidarsızlığı gideren, biberli hardal yakıları vardır.
Biberli hardal yakısı elde etmek için, öncelikle biberi, ebegümeci yaprağıyla birlikte kaynatmak, sonra bunu pirinç unu lapasının içine boca etmek gerekir. Artık yapılacak tek şey, mahrem yerler diye adlandırılmaya elverişli olan bölgelere ardiyelerde elden geçirilmiş ve aksaklıkları giderilmiş bu karışımı uygulamaktır.
*Jean-Baptiste Vaillant (1790-1872): Fransız Mareşali

YALANCI ANGUSTURA
Yalancı angustura, Antil Adaları'nın turizmdeki yerini alması sayesinde günümüz tropikal afrodizyaklarının en ünlülerinden biri hâline geldi. Kârlı alışverişlerin döndüğü Pointe-à-Pitre'in büyük dükkânlarında, ne işe yaradığı ve nasıl olup da ağızdan ağıza yayılan bir efsane hâline geldiği bilinmeyen bu kabuğun peşine düşmüş tatilcilerin hâlini görmelisiniz.
Bahsettiğimiz bu efsanevi kabuk aslında, küçük kargabüken ağacının yalancı angustura adı verilen kabuğudur. Bu ağaçtan şehvet heveslilerinin bayıldığı tohumlar toplanır.
İçinde brüsin ve striknin adlarında iki alkaloid barındıran bu kabuk, insanı rezil de edebilir vezir de.
Aslında, kargabükenden elde edilen bitki özü, makul miktarda alındığında aşk arzusu uyandırır, ama fazlası tehlikeli olabilir.
Seyahat şirketlerince kiralanan charter uçakları genellikle Antiller'den tıklım tıklım dolu olarak gelirler. Siz yine de Pointe-à-Pitre'de tezgah altında tehlikeleri pek de açıklanmadan satılan ve dolayısıyla hiç düşünmeden satın alınıp kullanılan kabuklara pek güvenmeyin. Her hâlükârda dikkatli olmak gerekir.
Bazen garantili olmayan bir ürünle de karşılaşabilirsiniz. Her şeyde olduğu gibi, doz kaçırıldığında zehirlenerek ceza çekmek de cabası.

YUMURTA
Yumurta, her şeyden önce, görmezden gelinen bir afrodizyaktır.
Rafadan yumurtanın peltemsi sarısına ekmek banarken, sevişmenin coşkusu kimin aklına gelir ki?
"Mutfak masasında yumurtaları tıkınan birinin, bir taraftan da sevgilisinin kolları arasında zevkten kendinden geçmesi görülmüş şey mi?" gibi laflar ediyorsanız, siz altı yumurtalı bir omletin ardından gelecek muhabbeti göremiyorsunuz demektir.
Yumurta, sadece bu işin uzmanları tarafından kadri bilinen bir afrodizyaktır. Ama yumurta, keçi testisi, gri amber ya da nezleotu kadar tutarlı bir yaratılışta olmadığından, bu uzmanlar da kendileriyle çelişkiye düşerler.
Yumurta, her şeye rağmen, şehvet iksirlerinin en iyisi ya da cinsel sorunlar için her derde deva bir ilaç mıdır? Gerçekten layık mıdır bu sıfatlara?
Bu konuda anekdotlar ve reçeteler boldur. Bir yığın da, hiçbiri diğerinden sağlam olmayan, hazırlama yöntemi vardır.
Bunlardan en basiti, taze yumurta sarısını, beyazından ayırarak her gün aç karnına içmektir. Yeterince cesur olanlar, yumurta sarılarını ince kıyılmış soğanla karıştırırlar. Soğan zaten bu tipte birçok yemeğin içinde yer alır. Kabukları soyulup hoş kokulu maddeler ve baharatlarla birlikte bir tencereye atılabilir, sonra birkaç yumurta sarısıyla birlikte yağda kızartılır. Eğer insan kendini "sırt sırta hayvan" oyununda yetersiz hissediyorsa, tarçın ve karabiberle pişmiş yumurtadan oluşan karışıma mürrüsafi otu da katılabilir.
Doyumsuz kadınları gün batımından tan ağarana kadar mutlu etmek isteyen hevesliler yumurtaya güvenebilir, bıkkınlık verene kadar tıkınabilirler. Yumurtalar, tereyağı ve çiçek yağından oluşan bir karışımda kızartılmalı, sonra da bala banıp yenmelidir.
En azından, saf köy ürünleriyle beslenen kişinin, gece boyu başarısız olmayacağı kesindir.

ZENCEFİL
Zencefilin mahrem ilişkilerde sık sık kullanıldığı genellikle bilinmez. Hindistan'dan gelen ve günümüzde gazlı meşrubatların terkibinde bulunan bu egzotik meyvenin, güçlü duygulara alışık olmayanlara belirgin bir canlılık kazandırdığı da.
Zencefil kökü, yumru yumru, dallı budaklı ve hafif yassı görünümüyle tanınır. Bazıları kokusunu çok beğenir, ancak kendine has acı bir tadı da yok değildir.
Meyvenin kendisiyse biraz lifli, sarı tonlu ve soluk renklidir. Kuruttuktan sonra emilerek yenebilir, özellikle Çin'de bir tür reçel yapmak için kullanımı yaygındır.
Turşusunu da yapabilirsiniz ki bu, aşk hisleri uyandırarak hazmı kolaylaştırır ve sıcak gecelerde egzotik bir tat bırakır.

2. Hintli yazarlara göre tensel hazlar için yararlı ilaçlar ve uygulamalar
Ana Ranga adlı kitap, Kama Sutra'nın ününü yakalayamamıştır ama kesinlikle daha değersiz bir yapıt değildir.
Kendisine kutsal bir anlam atfedilen Ana Ranga, aslında aşka susamış şehvet düşkünleri için tam bir sığınaktır.
Ayın ilk on beş gününde tutkuyu doyuma ulaştıran bitmek tükenmek bilmez dokunuşlar, kesinlikle İskandinav fotoğrafçıların şenliklerden ve gelin odalarından derlediği otuz altı pozisyondan çok daha çekicidir. Biz de burada, soğuk kâğıtlar üzerindeki klinik tanımlardan uzak durarak, buğuların, okşayışların, iksirlerin, tohumların, tozların, köklerin arasında yol alacağız.
Ana Ranga ve Kama Sutra'nın izinden gidenler, her şeyi bildiğini sanan ve arzu içinde kıvranan 20. yüzyıldaki benzerlerine kıyasla, güzellik, zarafet ve ustalık avantajına sahiptir; onların başları yıldızlarda, ayakları yosunlu otlardadır.
Bugün hangi kibar fahişe 8. Vajikarana'daki öğütleri bilir ki?
-
yüzyıla ait bazı Hint gravürleri, bir uygarlığın, cinselliğine oranla nasıl yavaş yavaş gerilediğini resmediyor. Buralarda, bir ya da daha çok kadınla kendini aşk sanatına bırakmış bir prensi görebiliriz. En karmaşık pozisyonlarda insanların yüz ifadesi müthiş huzurlu, sakindir. Vücutlar ebediyen heykel gibi kaynaşmıştır. Zevkten, okşamadan, dokunuşlardan mest olmuş tuzdan heykeller... Ateşle tek vücut olan kadınların ve erkeklerin yüzlerinde aynı haz dolu gülümseme... Büyük bir açıklıkla resmedilen dikilmiş ve koskocaman açılmış cinsel organlar bizde bir an bile bayağılık duygusu uyandırmaz. Onları resmeden de aynı erotik zarafetten nasibini almıştır.
Bugün artık ortadan kaybolmuş olan bir dinî cinsellik olan Ana Ranga ve Kama Sutra, kitlesel seksolojinin toprağına gömülmüş durumda. Kalabalık, kıvıl kıvıl kaynayan yakıcı Hindistan'ın bağrında, ölü bir denizin ortasındaki büyük beyaz binalarda, arzunun tapınaklarında bir gezidir bu. Lâl rengi hazların, arzuyla uyanmış vücutların aydınlık zamanlara uzanması, bilgi yolunda tükenmiş çapkınlıkların son yolculuğudur.

Büyük bir hazza ulaşmak için Ana-Ranga'dan seçme usuller
Erkeğin ve kadının en büyük hazzı için, aşağıdaki biçimde davranılmalıdır. Shuklapaksha boyunca, yani yeni aydan dolunaya kadarki, 15. gün dâhil, iki haftalık aydınlık süre içinde ihtiras, kadının sağ tarafındadır. Karanlık ay döneminde ise ters yöndedir. (Yoni'nin kadınlık uzvu, Lingam'ın ise erkeğinki olduğunu okurlara hatırlatmaya gerek var mı?)



Pragoyalar (Harici uygulamalar)
-
Pragoya: Shopa ya da anason tohumu alın, incecik toz haline getirin; renklendirin ve bal ekleyerek macun kıvamına ulaştırın. Bu karışımı, birleşme anından önce olabildiğince derinlemesine nüfuz edecek şekilde lingama uygularsanız, kadını hazzın doruğuna eriştireceksiniz ve onu gücünüze tabi kılacaksınız.
-
Pragoya: Suda bekletilmiş rui tohumu (devasa asclepias, ya da domuzotu, boerhavia diffusa) alarak ezin ve Jai yapraklarıyla (jasminum auriculatum, büyük yapraklı çifte yasemin) birlikte özü ortaya çıkana kadar havanda dövün; renklendirin ve yukarıdaki şekilde uygulayın.
-
Pragoya: Tamarind meyvesi alın, bal ve sindura (kırmızı kurşun oksit, sülyen, zincifre, kırmızı renkli tabii cıva sülfür) ile birlikte havanda dövün ve yukarıdaki gibi uygulayın (çok tehlikeli).
-
Pragoya: Eşit miktarda kafur, tinkal ya da ham boraks ve saflaştırılmış cıva alın, balla birlikte ezin ve uygulayın (çok tehlikeli).
-
Pragoya: Eşit miktarda bal, ghee (erimiş ya da saf tereyağı), ham boraks ve agasta yaprakları (aeschynomene grandiflora) alın, havanda dövün ve uygulayın.
-
Pragoya: Eşit miktarda eski gur (Kaynatılarak koyu kıvam almış şuruplu şerbet), tamarind baklası ve anason tozu alın, balla koyu bir kıvama getirin ve uygulayın.
-
Pragoya: Karabiber taneleri, dikenli sakız çekirdekleri (dhatura, datura stramonium), bir diş pippali (Piper longum, uzun karabiber, ya da dahası, tembul biberi) ve lodhra kabuğu (symplocos racemosa ya da boya yapımında kullanılan morinda citrifolia) alın, balla birlikte ezerek uygulayın. Bu ilaç en iyisidir.
Kadının zevkin doruğuna çıkma sürecini hızlandıran öğütler burada sona eriyor ve erkeğin orgazmını geciktirme amaçlı öğütler başlıyor. Bilginler, bir taraftan insan yaradılışının zayıflığına hayıflanarak, aşağıdaki reçeteleri tavsiye ediyorlar:
-
Pragoya: Lajjalu kökü ya da küstümotu (mimosa pudica) alın, inek sütünün içinde, olmazsa, ince kılçıklı sütümsü bir bitki olan panjadharinivarung'un (euphorbia pentagona) yoğun kıvamlı usaresinde toz haline getirin. Eğer erkek çiftleşmeden önce bu karışımı ayak tabanına sürerse, yaşamsal likörün etkisi sayesinde öpüp koklamaları uzayıp gidecektir.
-
Pragoya: Toz haline getirilmiş rui (devasa asclepias) köklerini alın, yalancı safran (carthamus tinctorius) yağıyla bir araya getirin ve yukarıdaki gibi uygulayın.
-
Pragoya: Kang kökü ya da salkım darı (panicum italicum) ve lotus çiçeğinin liflerini alın, bal içinde ezip toz haline getirin ve yukarıdaki biçimde uygulayın.
-
Pragoya: Eşit miktarlarda shishu kabuğu (kara odunlu ağaç, dalbergia sissoo), kafur ve saflaştırılmış cıva alın; ezin ve karın üzerine uygulayın.
-
Pragoya: Eğer Pushya-Nakshatra zamanı, yani aralık ve ocak ayının bir bölümüne denk düşen ayın yedinci evinde, beyaz tal-makhana (barleria longifolia, ubbi otu) tohumları kırmızı iplikten bir kurdeleyle bele sarılırsa istenen sonuç elde edilecektir.
-
Pragoya: Bir cumartesi, SAPTAPARNA'yı (Alstonia scholaris ya da yedi yapraklı scholaris) yardıma çağırdıktan sonra, pazar günü tamamını alıp ağzınıza koyun; istediğiniz sonucu elde edeceksiniz.
-
Pragoya: PUSHYA-NAKSHATRA sırasında, pazar günü gelip çattığında, beyaz anvalli (myrobalan emblic) tohumlarını toplayın ve bir bakirenin dokuduğu iplikle belinize sarın; istenen sonucu elde edeceksiniz.
-
Pragoya: Banyan ağacının (ficus indica) usaresinde bekletilmiş beyaz tal-makhana tohumlarını alın, karanj (galedupa arborea) tohumlarıyla harmanlayın ve ağzınıza koyun: Aynı sonucu alacaksınız.

Vajikarana afrodizyakları
Vajikarana, cinsel gücü, libidoyu ve üreme sağlığını artırmayı amaçlayan geleneksel Ayurveda tıbbı dalıdır.
Vajikarana: Bhuya-kohalı (solanum jacquini, dikenli bitki) usaresini kuruyana kadar güneşte tuttuktan sonra, saf tereyağı, şeker ve balla harmanlayın. Bu reçete on erkeğe bile kuvvet vermeye yeter ve her biri on kadını memnun edebilir.
Vajikarana: Anvalli kabuğunu (myrobalan emblic, peklik verici ceviz, phyllanthus emblica) alın, usaresini çıkarın, kuruyana kadar güneşte tutun, aynı ağacın tozlarıyla karıştırın ve çiftleşmeden önce saf tereyağı, şeker ve balla birlikte bu tozu yiyin: Olağanüstü bir ilerleme kaydedilecektir; bir ihtiyar bile yeniden genç bir adama dönüşecektir.
Vajikarana: Kuili (dolichos pruriens) tozu, kantagokharu (tribulus lanuginosus), kakri, hıyar, chikana (hedysarum lagopodioides), lechi ve loghushaltavari (asparagus racemosus) alın; hepsini eşit miktarlarda sütle karıştırın: Hasta derhal yeniden kan ve kuvvete kavuşacaktır.
Vajikarana: Uridi (phaseolus radiatus ya da mungo) şeker ve sütle ıslatın ve üç gün boyunca güneşte tutun; toz haline getirin, çörek biçiminde yoğurun, saf tereyağıyla kızartın ve her sabah yiyin: Hasta ne kadar yaşlı olursa olsun, tekrar aşırı bir kuvvet kazanacak ve yüz kadına birden sahip olabilecektir.
Vajikarana: Moh ağacının (bassia latifolia, ki yaprakları çok meşhur ispirtolu bir likör içerir) iç kabuklarından 10 mashas (150 tohum) alın, havanda dövün ve inek sütüyle birlikte için: Öncekilerle aynı etkiyi gösterecektir.
Vajikarana: Her birinden 10 mashas olmak üzere beyaz tal-makhana tohumu ve devac bhat (yabani pirinç) alın, aynı oranda balla karıştırın ve gece yiyin.
Vajikarana: Kanteshevatinin (rosa glandulifera) yapraklarından çıkarılan usareyi ve saf tereyağını karıştırın, on ölçek süt, şeker ve bal ile pişirin, düzenli olarak için. Kasıklarınızda büyük bir kudret hissedeceksiniz.
Vajikarana: Loha-bhasma (demir oksit preparatı), triphala tozu (tamı tamına üç myrobalan; yani sarı myrobalan au chébule, myrobalan belleric, myrobalan emblic), meyankökü suyu alın; saf tereyağı ve balla karıştırın ve her akşam gün batımında kullanın; sonuçta uçkuruna düşkün bir adam ortaya çıkacaktır. Böyleleri, bilindiği gibi, kadınları 10 ya da 20 kere art arda elde eder.
Arzuyu kamçılayan ilaçlar burada bitiyor. Ama eğer lingam yumuşak ve küçükse, kadını tatmin etmesi imkânsızdır. Bu gibi durumlarda, kudret ve sertlik, dayanıklılık ve güç vererek uzvu büyütmek ve güçlendirmek için diğer zorunlu reçeteler vardır:
Pragoya: Eşit miktarlarda chikana (hedysarum lagopodioides), lechi, koshta (costus speciosus ya da arabicus), verkhand (anason kökü), çubuk biçiminde gajapimpali (pothos officinalis), askhand (physalis flexuosa) ve kanher-root (zakkum, nerium odorum) alın, havanda dövün, tereyağıyla karıştırın, bu karışımı uzuv üzerine uygulayın, 2 gharinin (48 dakika) sonunda bir at uzvunun büyüklüğüne erişecektir.
Çinlilerin bu türden bir sırları vardır: Bu, balmumundan bir kapsülle kapatılmış ve bitkisel maddelerden oluşan ravend renginde küçük bir haptır. Sıcak suda eritilerek uzva tatbik edildiğinde, ağır bir tahrikin ardından insanı yatağa fırlatır. Aşırı miktarda kan hücum etmesini sağlayarak uzvun boyutlarını artırıcı etkisi vardır.
Pragoya: Eşit miktarda toz halinde rakta-bol (mürrüsafi, kanı yükselttiği için mirra* diye adlandırılır), manashila (kırmızı renkli arsenik sülfür), costus arabicus, anason ve boraks alın, doğu susamı yağında karıştırın, uzva ovarak sürün; arzu edilen tahrik gerçekleşecektir (çok tehlikeli).
Pragoya: Eşit miktarlarda saindhava (kaya tuzu), karabiber, costus, ringani root (dikenli solanum), aghara iplikçikleri (achyranthes aspera), askhand (physalis flexuosa), arpa, urid (phaseolus mungo), uzun karabiber, beyaz shyras (bir hardal türü) ve til jingilee ya da susam alın, ezin, balla harmanlayın ve kulağın dış kenarlarına uygulayın. Bu ilaç aşırı bir birleşme yaratacaktır ve eğer bir kadına uygulanırsa, göğüslerini şişirecektir.
Pragoya: Bibva (ceviz çeşidi, semicarpus anacardium), kara tuz ve lotus çiçeğinin yapraklarını alın, tümünü kül haline getirin ve dikenli solanum usaresinde ıslatın, ardından mahishi ya da manda dışkısıyla birlikte lingama sürün ve külleri uygulayın. Hemen irileşecek ve pirinç dövmek için kullanılan tahta bir havan tokmağı kadar güçlü olacaktır. Bu reçete çok etkili olduğu kadar şöhretlidir de.
Pragoya: Lodhra (symplocos racemosa ya da morinda citrifolia) kabuğu, hirakas (saç, demir sülfat), gajapimpali (pothos officinalis) ve chikanayı (hedysarum lagopodioides) til ya da susam yağıyla karıştırın ve lingama uygulayın; hemen büyüyecektir. Bu karışım, bir kadın tarafından kullanıldığında yoninin dudaklarını şişirecektir (çok tehlikeli).
Pragoya: Dorli (solanum macrorrhizon) meyvesini, cevizleri (semicarpus anacardium) ve nar kabuğunu, acı yağ (hardal, Sinapis dichotoma, kavurmak için kullanılır) ile karıştırın ve uzva uygulayın; çok iri bir hal alacaktır.
Mirraya yani mürrüsafiye değinmeden geçmek, telafisi mümkün olmayan bir hatadır. Mürrüsafi, Hint ve Arap ilaç listelerinde evrensel bir ilaç olarak sunulan paha biçilmez bir sakızdır. Bu listeler aracılığıyla, 1500 yılına kadar tıp kitaplarımız onu, tüm hastalıklar için her derde deva bir madde olarak salık vermişlerdir.
Bu kara tuz, fosilleşmiş maddenin myrobalan emblicli suda haşlanmasıyla elde edilir. Çok ünlü bir tedavi usulüdür.
Pragoya: Dorli (solanum macrorrhizon) meyvesini, cevizleri (semicarpus anacardium) ve nar kabuğunu, acı yağ (hardal, Sinapis dichotoma, kavurmak için kullanılır) ile karıştırın ve uzva uygulayın; çok iri bir hal alacaktır.

Kama-Sutra'nın bağlılığı sağlayıcı usullere dair yedinci kanadı
1 Kişisel süsler püsler kalplerin çelinmesi ve kuvvet verici ilaçlar
İşte şimdi de, cinsel kudreti artırma yöntemleri:
a) Bir erkek, şeker, uchchata bitkisinin kökü, chaba karabiberi ve meyanköküyle karıştırılmış süt içerek cinsel kudret kazanır.
b) Koç ya da teke testisleriyle birlikte kaynatılan şekerli süt de kudret verir.
c) Hedysarum gangeticum usaresi, kuili ve kshirika, sütle karıştırılırsa aynı etkiyi yaratır.
d) Uzun karabiber tohumu, sansevieria roxburghiana tohumu ve hedysarum gangeticum'un öğütülmüş ve sütle karıştırılmış hali, aynı sonucu verir.
e) Eski kaynaklara göre, eğer bir erkek, trapa bispinosanın, kasurikanın, Toskana yasemininin köklerini ya da tohumlarını, kshirakakoli (bir tür soğan) ile birlikte öğütür ve bu tozları şeker ve ghee (saf tereyağı) karıştırılmış sütün içine katar, ardından bütün bu karışımı kısık ateşte kaynattıktan sonra içerse sayısız kadını elde edebilecek güçte olacaktır.
f) Benzer şekilde, eğer bir erkek, serçe yumurtalarını pirinçle karıştırdıktan sonra sütün içinde kaynatır, buna ghee ve bal katar ve gerektiği kadar içerse, aynı sonucu elde edecektir.
g) Derler ki; eğer bir erkek, susam tohumu ya da kabuklarını alır ve serçe yumurtasına batırır, ardından bunları bispinosa ve kasurika meyveleriyle birlikte şeker ve ghee karıştırılmış sütte kaynattıktan ve buğday unu ve bakla unu ekledikten sonra içerse, sınırsız miktarda kadını elde edecek bir güce sahip olacaktır.
h) Eşit miktarlarda ghee, şeker ve meyankökü, ardından rezene usaresi ve süt alın; bu kutsal karışım, sağlıklı, cinsel kudret için yararlı, hayat koruyucu ve lezzeti hoş olarak bilinir.
i) Bir ilkbahar günü, bal ve saf tereyağı ve sütle birlikte kaynatılmış shvadamstra ve guduchi kökleri, asparagus racemosus, uzun karabiber ve meyankökünden oluşturulmuş şurubu için; yukarıdakilerle aynı sonucun elde edileceği söylenir.
j) Asparagus racemosus ve shvadamstra bitkisini ezilmiş premna spinosa meyveleriyle birlikte suda kaynatın ve bu karışımı için; aynı etkiye sahiptir.
k) Haşlanmış ya da saf tereyağını ilkbahar boyunca sabahları için; sıhhat ve zindelik verici, hoş lezzetli olarak kabul edilir.
l) Eşit miktarda shvadamstra tohumu ve arpa çiçeklerini karıştırın, her sabah kalkar kalkmaz yaklaşık iki palas kadar yiyin; bu reçete öncekilerle aynı etkiye sahiptir.
Aynı konuda, bir de aşağıdaki satırlara göz gezdirilebilir:
"Aşk ve cinsel kudret kazanmanın yöntemleri tıp bilimi, Vedalar, sihir sanatını belleten kişiler ve ebeveynler ya da samimi arkadaşlar tarafından öğretilir. Şüphe uyandırıcı bir etki yaratan, insanı bir hayvan ölüsünden farksız kılarak vücudu harap eden ve rezilce şeylerle temas halindeki hiçbir yöntem, tecrübe edilmemelidir. Uygulanması gereken yegâne yöntemler sağlıklı, etkin ve Brahmanlar ve arkadaşlarca tasvip edilmiş olanlardır."

2 Arzu uyandıran yöntemler, Çeşitli reçeteler ve tecrübeler
Bir erkek bir hastini kadınını yani fil gibi bir kadını tatmin etmeye muktedir değilse, kadında doyumsuz arzular yaratmak için çeşitli yöntemlerin peşinde koşmak zorundadır.
Öncelikle, yoniyi eliyle ya da parmaklarıyla oğuşturacak ve ancak kadın bu yolla önceden uyarılır ve haz duyarsa çiftleşme aşamasına gelebilecektir. Bu, kadını uyarma yöntemlerinden biridir.
Ya da, yoniyi dolduracak şekilde, uzunluğunun veya genişliğinin artması için lingam ya da çevresine konulan bir tür alet olan bazı apadravyalara başvuracaktır. Babhravya'ya göre, bu apadravyalar; altın, gümüş, bakır, demir, fildişi, manda boynuzu, çeşitli türlerde ağaç, kalay ya da kurşundan; yumuşak, serin, cinsel gücü harekete geçirici ve her halükarda önerilen amaca özgü olmalıdır. Vatsyayana herkesin kendi fantezilerine göre onlara bir şekil verebileceğini söyler.
İşte farklı türde apadravyalar: 1- Kol şeridi (valaya): Lingamla aynı büyüklükte ve dış yüzeyi girinti çıkıntılarla bezenmiş olmalıdır. 2- İkili (sanghati): İki kol şeridinden oluşur. 3- Bilezik (chuduka): Üç kol şeridi boyundadır ya da arzu edilen lingam uzunluğuna ulaşılana kadar daha da fazlasının birleştirilmiş halidir. 4- Basit bilezik: Lingamın etrafını boyutlarına göre kuşatan basit bir demir teldir. 5- Kanturka ya da Jalaha: Tamamında, boylu boyunca dış yüzey pürtükler ve yumuşak kabartılı süsler olan, boyutları yonininkine göre ölçülüp biçilmiş iki ucu açık bir borudur. Bele bağlanır.
Eğer bu nesne el altında yoksa, elma ağacından veya asma kabağının boru biçimindeki sapından ya da bitki özleri ve yağ ile cilalanmış sazdan mamul bir boru kullanılabilir; yine aynı şekilde iplerle bele bağlanır. Birbirlerine bağlanmış cilalı ahşap parçalar da işe yarar.
Yukarıdaki aletler lingamla birlikte veya onun yerine kullanılabilirler.
Güney ülkelerindeki insanlar, eğer lingam delinmiş değilse gerçek bir cinsel zevkin olmayacağına inanırlar ve dolayısıyla, tıpkı küpe takmak için bir çocuğun kulak memelerini deler gibi onu deldirirler.
Genç bir erkek lingamı deldirmek isterse, onu çok keskin bir aletle yarmak, sonra kan akmaya devam ettiği müddetçe suya tutmak zorundadır. Gece de, deliği temizlemek üzere, üstelik faal bir biçimde cinsel alışveriş yaşayacaktır. Daha sonra, deliği, içinde bitki ve ilaç kaynatılmış sıvılarla yıkamaya başlayacaktır ve kademe kademe ağzı genişleten küçük saz parçaları ve Wrightia antidysenterica'yı deliğin içine sokarak onu büyütecektir. Ayrıca onu balla karışık meyanköküyle yıkayabilir ve büyütme işlemi için simapatra meyvesinin sapını kullanabilir. En sonunda da biraz yağlamak durumunda kalacaktır.
Lingamın ortasına açılan bu deliğin içine çember, tek taraflı çember, tahta havan tokmağı, çiçek, kol şeridi, balıkçıl kuşu kemiği, saç örgüsü gibi türlü çeşitli apadravyalar ve biçimine ya da yaradığı işe göre adlandırılan diğer nesneler konulabilir. Kendi özelliklerine bağlı olarak tüm bu apadravyaların dış yüzeyleri pürtüklü olmalıdır.
Şimdi lingamı güçlendirme yöntemlerine gelelim.
Bir erkek, lingamını güçlendirmek istediğinde, ağaçlarda yaşayan bazı böceklerin tüyleriyle onu ovmalıdır. Ardından, on gece boyunca onu yağladıktan sonra tıpkı önceki gibi aynı kıllarla yeniden friksiyon uygulamalıdır. Bu şekilde devam ederek lingamında aşamalı olarak bir şişkinlik elde edecektir. Yumuşak bir yatakta yatmalı ve lingamını bu yatağa açılmış bir delikten sarkıtmalıdır. Bundan sonra soğuk birtakım ilaçlı sıvılar sayesinde şişkinliğin getirdiği bütün ağrılar ortadan kaybolacaktır. Dravida ülkesinin insanlarında sık sık rastlanan ve suka adı verilen bu şişkinlik ömür boyu sürer.
Eğer lingam şu maddelerle ovulacak olursa, bilinmelidir ki, bir ay sürecek olan bir şişkinlik elde edilecektir: Physalis flexuosa bitkisi, shavara-kandeka bitkisi, jalasuka bitkisi, patlıcan, manda sütünden tereyağı, hasti-charma bitkisi ve vajra-rasa bitkisinin usaresi.
Yukarıda sayılan maddelerle hazırlanan sıvılar içinde yağ kaynatılarak lingam ovulduğunda ise, bu kez altı ay boyunca aynı sonuç elde edilecektir.
Nar ağacı ve salatalık tohumları, valuka bitkisi, hasti-charma bitkisi ve patlıcan usareleriyle karıştırılıp kısık ateşte kaynatılmış yağla ovulduğunda ya da bu karışım bir losyon gibi sürüldüğünde de lingam irileşecektir.
Öncekilerden ayrı olarak, görmüş geçirmiş ve güvenilir kimselerden başka yöntemler de öğrenilebilir.
İşte, çeşitli tecrübeler ve reçeteler:
a) Eğer bir erkek, sütsü çit bitkisinin tozlarını ve kantala bitkisini maymun dışkısıyla ve kanjalika bitkisinin öğütülmüş kökleriyle karıştırdıktan sonra bu karışımı bir kadının üzerine atarsa, kadın artık bir başkasını sevmeyecektir.
b) Eğer bir erkek, soma bitkisinin tozlarını, Vernonia anthelmintica ve Eclipta prostrata ile karıştırır, Eugenia jambolana ve Cassia fistula meyvelerinin suyuyla bir jöle yapıp bu karışımı bir kadının yonisine uygular ve ardından onunla cinsel ilişki gerçekleştirirse, bu kadına olan aşkı derhal bitecektir.
c) Eğer bir erkek, gopalika bitkisi tozları, bana-padika bitkisi ve sarı horozibiği bitkisiyle karıştırılmış manda tereyağlı sütle banyo yapmış bir kadınla düşüp kalkarsa da aynı sonuç elde edilecektir.
d) Nauclea cadamba, domuz eriği ve Eugenia jambolana çiçeklerinden hazırlanan ve bir kadın tarafından uygulanan merhem, onun kocasından nefret etmesini sağlar.
e) Aynı çiçeklerden yapılan ve bir kadın tarafından takılan taçlar aynı sonucu verir.
f) Asteracantha longifolia (kokilaksha) meyvesinden yapılan merhem hastini kadınının, yani fil gibi bir kadının yonisini büzer ve bu büzülme bütün gece sürer.
g) Ghee ve balla karıştırılmış Physalis flexuosa bitkisinin tozlarının ilave edildiği Nelumbium speciosum'un öğütülmüş kökleri ve mavi lotus çiçeğiyle hazırlanan merhem, mrigi kadınının, yani maral gibi bir nazlı dilberin yonisini genişletir.
h) Soma bitkisi, Calotropis gigantea ve Vernonia anthelmintica meyvesinin suyunda, sütsü bir bitkinin usaresinde ıslatılmış myrobalan emblic meyvesiyle hazırlanmış merhem saçları ağartır.
i) Losyon gibi kullanılan madayantika bitkisinin, sarı horozibiğinin, anjanika bitkisinin, Clitoria ternatea'nın ve shalakshnaparni bitkisinin köklerinin usaresi, saçları canlandırır.
j) Yukarıda adı geçen köklerin yağda kaynatılmasıyla hazırlanan ve friksiyon olarak uygulanan merhem saçlara rengini kazandırır ve dökülen saçların yavaş yavaş yeniden bitmesini sağlar.
k) Eğer laka cilası doyma noktasına gelene kadar yedi kez beyaz bir atın testislerinin terine batırılırsa ve kırmızı bir dudağa uygulanırsa, bu dudak beyaz olur.
l) Madayantika ve yukarıda "i" maddesinde adı geçen diğer bitkilerin aracılığıyla dudakların rengi eski haline dönebilecektir.
m) Bahupadika bitkisi, Tabernaemontana coronaria, Costus speciosus ya da arabicus, Pinus deodara, Euphorbia antiquorum ve vajra ile kantana bitkilerinin usaresine batırılmış bir kavalı çalan erkeği dinleyen bir kadın onun esiri olur.
n) Dikenli elma ağacının (datura) meyvesiyle yiyecekler karıştırılırsa, zehirlenme baş gösterir.
o) Kusha otu hariç herhangi bir otun külleriyle ve yağ ile su karıştırılırsa, bu su bir süt rengi alır.
p) Sarı myrobalan, domuz eriği, shrawana bitkisi ve priyangu bitkisi birlikte öğütülür ve bu tozlar demir bir kaba uygulanırsa, bu kap kırmızı bir renk alır.
q) Shrawana bitkileri ve priyangu bitkisinin özünden üretilmiş yağ ile dolu yanmakta olan bir lambanın fitili bez ve yılan derisinin pullarından imal edilmişse ve eğer lambanın yanına tahta parçaları konursa, bu tahta parçaları yılanlara benzer.
r) Beyaz ayaklı bir danası olan beyaz bir inek sütü içmek hayra alamettir, iyi şöhreti vardır ve hayatı korur.
s) Kutsal Brahmanların Tanrı rızası için yaptıkları hayır duaları da işe yarar.
Bazı kısa ve özlü sözler de vardır:
"Böylece, eski yazarların metinlerini okuyarak ve orada zikredilen zevk vasıtalarını gözlemleyerek, birkaç kelimeyle Aşk Bilimi'ni yazdım...
Bu bilimin gerçek prensiplerini iyi bilenler kendi deneyimleri ve başkalarından öğrendikleri bilgiler kadar, Dharma, Artha, Kama'nın nasihatlarını da dinlerler ve keyiflerine göre hareket etmezler. Bu eser boyunca değindiğim aşk biliminin içinde yer alan uygunsuz davranışları kendi yazarlık bilgime dayanarak derhal itinayla sansürledim ve yasakladım...
Bir eylem, sırf bilim ona izin veriyor diye, asla haklı gösterilemez; unutulmamalıdır ki, amaçları göz önüne alındığında, yalnızca belirli durumlarda bilim kuralları uygulanır. Vatsyayana, kutsal kitabın buyruklarına uygun olarak, insanlık yararı için, Babhravya ve diğer eski yazarların eserlerini okuyarak üzerlerinde düşündükten ve onlar tarafından önerilen kuralların anlamlarını iyice inceledikten sonra, Kama Sutra'yı kaleme aldı; öyle ki bir din öğrencisi olarak hayatını sürdürüyor ve Tanrı düşüncelerine dalarak tüm zamanını geçiriyordu...
Bu yapıt, arzularınızın tatminine yönelik basit bir araç hizmeti görmesi için oluşturulmadı. Bu bilimin gerçek prensiplerine sahip olarak titizlikle Dharma'sını, Artha'sını ve Kama'sını geliştiren ve halkın alışkanlıklarının yanında bunları izleyen kişi hiç şüphesiz duygularının efendisi olacaktır...
Özetle, zeki ve ihtiyatlı, Dharma ve Artha ve de Kama'yla meşgul olan bir kişi, tutkularının esiri olmaksızın, girişeceği her işte başarıya ulaşacaktır."

3 Şeyh Nefzavi'nin Itırlı Bahçe'sinde küçük bir gezinti
Şeyh Nefzavi'nin Itırlı Bahçe'sinde, yani 16. yüzyıl Arap şehvetbiliminin bu el kitabında yapılan bu küçük gezinti, aslında biraz da "Bin Bir Gece Masalları"nın arka sokaklarında yapılan bir yolculuktur. "Bin Bir Gece Masalları"nda söylenmeyen her şey, aslında, çalılıklarının her parçası afrodizyak bir bitkiyi gizleyen, her ağacı "çiftleşme"ye elverişli meyveler veren, her karış toprağı haz tohumları içeren bu aşk ve şehvet bahçesinin patikalarında titizlikle betimlenmiştir.
İslam âleminin üstüne ılık bir gece çöktüğünde, Şeyh Nefzavi'nin Itırlı Bahçe'si dünyayı yerinden kımıldatmaya başlar. Binlerce yıllık Arap uygarlığının ata yadigârı reçeteleri, bir zamanlar Sur ve Sidon'a uğramadan geçmeyen aşk iksirleri, Bağdat'ın ve Bizans'ın sırları bu bahçede yeniden bulunabilir. Misk, lavanta, zencefil kokularının havada dalga dalga yayıldığı koruluklar üzerine, bütün bir gece, kulak tıkanamayacak, ağıt ritminde bir müzik süzülür. Yıldızlar, simsiyah gökyüzünde, haz çağı, aşk gecesi gibi parlar.
Kimseler doğru dürüst bilmez Şeyh Nefzavi'nin kim olduğunu. Mezopotamyalı bir halife mi, bir çöl bedevisi ya da bir Berberi prensi mi?
Bazıları, doğru veya yanlış, onun yüzyılın başında Courbevoie'de doğduğunu, çöl kumlarını, Büyük Atlasları ve Lut Gölü'nü sadece Albert Londres ya da Henri de Monfreid'in anlatılarından tanıdığını iddia ederler.
Itırlı Bahçe'nin, kraliyet sarayının ya da yalnızca bir köy evinin, sebze ekilen bahçesi olmasının hiç önemi yok. Cinselliğin bu Grévin müzesi, o kadar yoğun, parıltılarıyla o kadar zengin ve çılgınlıklarıyla o kadar karmaşıktır ki, doğruyu yanlıştan ayırt etmek imkânsız bir hale gelir.
Uçkuruna düşkün bir delikanlının başarılı olabilmesi için, eşeğin organlarıyla nadir bulunan merhemler koşuşturur, altı yumurtalı omletlerle nezleotları yarışırlar. Dahası, gerçeküstü bir âlemde kulaç atılır ve bu bahçeye gerçekliğini veren her şey hiç kuşkusuz yarı hayalidir. Bazen büyük yanılgılara da düşülebilir, zaten bitkiler hiçbir zaman insanın keyfini kaçıran mızmızlar için değildir.
Halatları Çözmek İçin (uzvun tepkisiz durumuna "halatı bağlanmış" denir):
İktidarsızlık üç sebepten ileri gelir:
-
Halatları bağlı olmak
-
Zayıf ve yumuşak bünyeli olmak
-
Erken boşalmak
Halatların hareketini sağlayıp derde derman olması için: galanga (küçük ya da büyük galanga), tarçın, karanfil, pastil, kaju, muskat, kebabe, serçedili (yani stellaria media ve çobandeğneği), karabiber, Hint devedikeni, kale itriyat bileşimine dâhil olan ve İtalya'dan gelen tıbbi kakulenin birçok cinsinin ve özellikle de amomum verum'un meyvesi, nezleotu, defne tohumu ve şebboy çiçekleri alınmalıdır.
Bütün bu maddeler bir arada itinayla dövülür, tercihen güvercin suyu haşlamasıyla birlikte sabahları ve akşamları elverdiğince içilir. Bununla birlikte tavuk suyu haşlaması kullanılmasının da bir mahzuru yoktur. İçilmeden öncesinde ve sonrasında su içmeye özen gösterilmelidir. Bu karışım balla birlikte de alınabilir. Bütün yöntemlerin içinde en iyisi budur ve en etkili sonuç böyle elde edilir.
Zafiyetten kaynaklanan iktidarsızlık durumunda; nezleotu, ısırgan tohumu, bir miktar sütleğen (ya da meyvesinin tozları solucan düşürücü olarak kullanılır) ve Meksika'da yetişen cevadille bitkisi, yeşil zencefil, tarçın ve kakule balın içine katılarak yenmelidir. Bu ilaç zafiyeti yok eder ve şifa getirir.
Vaktinden önce boşalan erkeğe gelince; muskat ve günlüğü bala katarak bir karışım hazırlamalı ve bunu yutmalıdır.
Küçük uzuvların boyutlarını büyütmek için: Küçük bir uzva sahip olup da görkemli bir hal vermek ya da çiftleşme için güçlendirmek isteyen bir kişi, cinsel birleşme öncesinde, kırmızılaşana kadar onu ılık suyla ovmalıdır. Suyun sıcaklığının artmasının ardından o bölgeye kan hücum eder ve uzuv şişer.
Ardından uzvunu bal ve zencefil şekerlemesine bulayarak ovmalıdır. Bunlar yapıldıktan sonra o kişi kadınla rahatça birleşir. Hareketleriyle kadına öyle bir zevk verecektir ki, kadın artık üstünden inmesini hiç istemeyecektir.
Bir diğer ilaç; az bir miktar karabiber, lavanta, galanga ve misk alıp, bunları sıkıca elekten geçirerek toz haline getirmek ve bal ve zencefil şekerlemesiyle karıştırmaktan ibarettir. Ilık suda ovulmuş bulunan uzuv, ardından bu karışımla sıkıca tekrar ovulur. Uzuv bu durumda irileşir ve kalınlaşır, kadında olağanüstü şehvet duyguları uyandırır.
İlaç: Kızarana ve ereksiyona geçene kadar uzuv ılık suda ovulur. Ardından ince ve yumuşak deri parçasının üzerine sıcak zift dökülür ve uzuv bununla sarılır. Bu maddelerin etkisiyle şehvetle titreyen uzuv, başını kaldırmakta gecikmez. Zift soğuyana kadar deri parçası uzvun üstünde bırakılır ve uzuv dingin haline geri döner. Bu işlem defalarca kere tekrar edilirse, uzuv iri ve güçlü olacaktır.
İlaç: Bir şişenin içine alabildiği kadar sülük konur, kalan boşluklar yağ doldurularak tamamlanır. Sonra sıcaklık sayesinde tam bir karışım elde edilinceye kadar şişe güneşe tutulur. Şişenin içindeki bu karışım alınarak birkaç gün boyunca uzva sürülür. Bu şekilde uzun boy ve oranlarda artış sağlanır.
İlaç: Bir eşek uzvu alınır, soğan eklenir ve bu karışım bol miktarda buğdayla birlikte pişirilir. Hemen ardından, bu karışımla beslenen kümes hayvanları kesilerek yenir. Ayrıca eşek uzvunun içinde bekletildiği yağı içmek ve bu yağla uzvunu ovmak mümkündür.
İlaç: Sülükler yağda ezilir ve bu merhemle uzuv ovulur. Ya da eğer tercih edilirse, sülükler bir şişenin içine konur ve şişe, bunlar merhem benzeri bir kıvama ulaşıp tek bir kütle haline gelinceye kadar sıcak gübre içine gömülür. Birçok kereler uzuv bununla ovulur. Böylece uzuv görkemli bir hal alır.
İlaç: Uzvu ovmak için; tubipora (denizde yuvarlak kütleler halinde bulunan, silindir biçimli borulardan oluşmuş, bazen dikkate değer biçimde iri olan taşlı polipler), çirişotu (çiçekleri zambağa benzeyen, İtalya kökenli bitki) ve kunduracı tutkalı (tek bir maddeden, yani tihal de denilen koyun ya da sığır dalağından imal edilen ve Müslüman kunduracıların kullandıkları bir tutkal) ile karıştırılmış çamsakızı ve balmumu da kullanılabilir. Sonuç olarak uzvun boyutlarında artış görülür.
Bütün bu ilaçların etkinliği çok iyi bilinir ve ben bunları deneyerek kanıtladım!

Cinsel birleşmede kudret elde etmek için:
A) Sakızağacının (olgunlaştıkça kararan küçük meyvemsi taneler veren sık dallı bir ağaç) meyvelerini al, havanda döv ve onları yağ ve bal ile karıştırdıktan sonra aç karnına hepsini yut; böylece cinsel birleşme için güçlü olacaksın ve spermlerinde bolluk olacak. Çakal safrasıyla erkeklik uzvu ve ferç ovularak da aynı sonuç elde edilecektir. Bu masaj organlara enerji kazandırır ve kudretini artırır.
B) Bilge kişi Galianus der ki: "Cinsel birleşme için kendini zayıf hisseden kişi, uyumadan önce bir bardak koyu kıvamlı bal içmeli ve 20 badem, 100 çam fıstığı yemelidir. Bu rejimi üç gün boyunca takip etmelidir. Sonra elekten geçirdiği soğan tohumlarını havanda dövebilir ve çalkalayarak balla karıştırabilir. Bu sıvı karışımı aç karnına alacaktır."
C) Cinsel birleşmede güç elde etmek için, deve hörgücünün yağı eritilip, sevişme sırasında uzuv bununla ovulabilir; erkek harika sonuçlar alacak ve birlikte olduğu kadın memnun olmaktan başka bir şey yapamayacaktır.
D) Daha da tadına doyulmaz zevkler almak istersen, kebabe karabiberi ya da kakule çiğne, çiğnediğinin belirli bir miktarını uzvunun başına yerleştir ve böylece iş tutmaya başla. Bu, hem sana hem de kadına benzersiz bir zevk verecektir. Filistin reçinesinden (amyris gileadensis ya da Kanada'da yetişen sakızağacı) elde edilen merhemin de benzer bir etkisi vardır.
E) Cinsel birleşmede büyük bir güce sahip olmak istersen, nezleotunu (anthemis pyrethrum) zencefille birlikte havanda özenle döverken hafifçe leylak merhemiyle karıştır, sonra bu karışımla karnını, testislerini ve kamışını ov. Bu yöntem sayesinde birleşme için yanıp tutuşacaksın.
F) Çok küçük bir parça tombak (metalleri, özellikle de altını lehimlemeye yarayan ve bir tür boraks olduğu kabul edilen bir madde) yiyerek, birleşme için kendini diri tutabilirsin; spermlerinin miktarı büyük ölçüde artar, güçlü kuvvetli bir iş tutucu olursun ve dikkate değer bir ereksiyona ulaşırsın. Sonuçta ortaya çıkan tahrik benzersiz olacak ve cinsel birleşme için tüm yetenekler artacaktır.
G) Eğer kadının seninle sevişmek için büyük bir arzu duymasını istiyorsan, biraz kebabe, nezleotu, zencefil ve tarçın ağacı kabuğu al, kadınla birleşeceğin sırada bunları çiğne; sonra uzvunu kendi salyanla ov ve kadınla iş tutmaya başla.
H) Eşek sütüyle ovulan erkeklik organı, kuvvet kazanır ve benzersiz bir enerjiye sahip olur.
I) Nohutları alıp soğanla pişiren, sonra da bu karışımın üzerine tarçın, zencefil ve kakule tohumunun tozlarını birlikte serpip yiyen kişi büyük bir aşk arzusu ve cinsel birleşme için dikkate değer bir güç elde edecektir.

Cinsel birleşmede gücü artırmak için alınması gereken dersler:
Her gün aç karnına yumurta sarıları yiyen kişi, bu besinden cinsel birleşme için güçlü bir uyarıcı elde edecektir. Üç gün boyunca yine yumurta sarısını kıyılmış soğanla birlikte yiyen kişide de aynı etkiye rastlanacaktır.
Kuşkonmazları kaynattıktan hemen sonra yağda kızartan, ardından bu karışıma çekilmiş baharatlarla birlikte yumurta sarılarını katıp her gün yiyen kişi, cinsel birleşme için kuvvet kazanacak ve aşk arzuları için iyi bir uyarıcıya kavuşacaktır.
Soğanları soyup, baharatlar ve hoş kokulu maddelerle birlikte bir tavaya yerleştiren, sonra da bu karışımı yağ ve yumurta sarılarıyla birlikte kızartan kişi, eğer bu besini günler boyunca yerse, cinsel birleşme için bütün kanıların ve bütün tahminlerin ötesinde bir kuvvet elde edecektir.
Balla karıştırılmış deve sütü düzenli olarak içildiğinde görülmedik bir dirilik verir ve bunu kullanan kişinin erkeklik uzvu gece gündüz uyku nedir bilmez.
Birkaç gün boyunca mürrüsafi, dövülmemiş tarçın ve karabiberle pişmiş yumurtayla beslenen kişi, birleşme sırasında ve ereksiyonlarında büyük bir güç elde ettiğini görecektir.
Bütün bir gece iş tutmak isteyen, ama bu arzuya aniden kapıldığı için önceden bir hazırlık yapma fırsatı bulamayan ve az önce zikrettiğim rejimleri takip etmeyen kişi şu çareye başvurmalıdır: Bol miktarda yumurta alıp bu yumurtaları taze yağ ve tereyağıyla birlikte bir tavada kızartmalı, iyice piştikten sonra tümünü karıştırıp bala banmalıdır. Küçük bir dilim ekmekle birlikte bu yemekten olabildiğince çok yediğinde, uzvunun tüm gece boyunca bir an bile dinlenmeden iş göreceğine emin olmalıdır.
Aşağıdaki dizeler bu konu üzerine yazılmıştır:
"Ebu el Haluk'un uzvu dikleşmiş kalmış, Çünkü otuz gün boyunca ha bire soğan yemiş. Bir zamanlar Ebu el Heyca bir gecede etmiş izale, Bikrini seksen kızın, bu arada yeyip içmemiş bile, Çünkü önce çatlayana dek kaşıklamış nohut aşını, Ve devirmiş üstüne bal çaldığı deve sütünü. Zenci Mümin elli gün elli gece sürdürmüş cümbüşünü, Bir an kapatmaksızın ersuyu çeşmesini. Ne de şişinirmiş ya başardığı için işin böylesini! Bir on gün on gece daha işlemiş, gene de doymamış Ama tüm harekât boyunca tonla yumurta sarısı, ekmek haklamış."

4 Doymak bilmez bir çaylağın aşırılıkları nasıl önlenir?
Eğer abartılırsa, bazen iş, sonunda heyecanı dindirmek, aşırı ve tüketici ereksiyonu yatıştırmak için hekimlerin peşinden koşmayı gerektiren bir hale vardırılır.
Sevimli ve işini iyi bilen eşinizi uzun uzun ve defalarca memnun etmek hiç şüphesiz çok büyük bir keyiftir, ama aşırıya kaçıp da karanlık sulara gömülmemek daha iyi olmaz mı yani?
Afrodizyaklar konusunda, daha önce de söylediğimiz gibi, eğer dilediğiniz etkiyi iyice aşmak istemiyorsanız, temkinli olmanızda yarar var. İktidarsızlığı, erken boşalmayı ya da diğer sorunları çözmekte sabırsızlık edip telaşa kapılmamak, açgözlü davranmamak gerekir, aksi halde sonuca asla ulaşamazsınız.
Vereceğimiz itidal reçeteleri, ölçüsüz bir oburlukla afrodizyakları kullananlara ve akılları uçkurlarına kaçmış bedbahtlara yöneliktir. Erkeklerin bazen hoşuna gitse bile kadınlara acı veren bu yangınları söndürmek için işte size birkaç yöntem. Bazıları, evli kadınların ya da erkeklerin evlilik ilişkisi dışında her zaman fazla aşırıya kaçabildiklerini söyleyeceklerdir, ama burada tıp bizim aile ve ahlak anlayışımıza karşı çıkıyor. Evlilik içi ilişkiyi, o denli ateşli olmasa bile, zinaya tercih edeceğiz biz. Erdemli olmak bunu gerektiriyor.
Yatak faaliyetlerine eşleri kadar düşkün olmayan kadınlar, çarşaflar arasında çektikleri ıstırapları dindirecek yemekleri kocalarına hiç çaktırmadan mutfakta büyük bir aşkla hazırlayabilirler.
Kıvırcık salata işte bu yüzden sofraları sık sık süsler; bu yeşil bitkinin sakinleştirici özelliğini açık etmeden tabii ki. Bu arada kavun ikram etmeyi de ihmal etmezler, bu serinletici meyve ateşli bir gece geçirmek istemeyenler için tam bir yangın söndürücü görevi görür.
Hindiba da heyecanı söndürüp, sertliği gidererek skandalları önler. Genel olarak bütün asitli yiyecek, içecekler sükûnet verip namusu kurtarırlar. Soğuk suya karıştırılmış sirke de tenin ateşini söndürmek için birebirdir.
Bir türlü yola gelmez âşıkları bazı başka uygulamalar da sakinleştirebilir.
Soğuk suyla sulandırılmış gül yağı lapası, laftan anlamayan âşığın kasıklarına sürülebilir veya üzüm posası ve kurşun yapraklarına batırılmış bir sünger yine aynı bölgeye sıkılabilir. Soğuk metal, açgözlü âşığı tam manasıyla serseme çevirecektir.
Bütün bu yöntemler, kuşkusuz, şehvetini yatıştırmak istediğiniz eşinizin işbirliğini gerektiriyor. Buna karşılık, özel beceriye sahip bazı kadınlar, şimdi vereceğimiz reçeteyi cellatlarının ruhu duymadan uygulayabilirler. Şüphesiz bu o kadar basit bir iş değil ama, yatakta çektikleri eziyet bu kadınlara her türlü güçlüğün üstesinden gelecek enerjiyi verecektir.
Katlandıkları cehennem azabıyla takdiri hak eden bu kadınların beş gram kadar kavun tohumu, bir o kadar balkabağı tohumu almaları ve büyük bir bardak soğuk suda karıştırmadan önce, bu kurtarıcı çekirdekleri havanda iyice dövmeleri gerekir. Daha sonra bu suyu, birkaç kez tülbentten geçirerek berraklaştırmak ve elde edilen kokteyle bir parça nilüfer şurubu eklemek şarttır. Bunları yaptığınız takdirde sakin bir gece geçireceğinize güvence veririz.
Bir başka yöntem daha var, ama o birazcık daha zor: Yüz gram kadar dövülmüş kenevir tohumu, birkaç kıvırcık yaprağı, sinirotu ve semizotu bir araya getirilir. Bütün malzeme koyu renkli bir karışım elde edilinceye kadar üç litre su içinde kaynatılır. Malzemenin bütün özü suya geçtikten sonra süzgeçten geçirilir. Elde edilen iksire biraz şeker, bir tutam da nitrat tuzu ilave edildi mi, bunu içen âşığın bütün adaleleri lapa gibi yumuşayacaktır. Öyle anlaşılıyor ki, bu özel baharat manastırlarda şehvet dindirici olarak sık sık küçük kürler halinde kullanılıyormuş.
Bugün artık, maalesef, miadını dolduran enfiye de benzer bir etki yaratır. Hiçbir şey aşkı burna çekilen bir tutam tütün kadar söndüremez.
Kimilerine göre kâfur da bu tür reçetelerin vazgeçilmez elemanıdır. Eğer doğal yollardan arzuyla başa çıkmak imkânsız hale gelmişse, bir gram kâfuru içme suyuna karıştırmak vücudu saran ateşi söndürmek için yeterlidir. Uyku sırasındaki kaçamakları engellemek için bedbaht şehvet düşkünüyle çarşafının arasına bir parça kâfur tozu serpilirse, çamaşırcı ile olayın kahramanı arasındaki skandal da önlenmiş olur.
Bu kösnül aşırılıkları bastırmanın bir yolu da eter kullanmaktır. Eterden derin bir soluk çekilir ve içe çekilen uçucu buğu ile beraber aşırı çiftleşme arzusu da söner.
İşte fazla aşırıya kaçmış aşk teşebbüsleriyle muzaffer bir şekilde mücadele etmek ya da biraz fazla cömert bir tabiatı frenlemek için birkaç reçete. Yalnız bu arada, bu reçetelerde de aşırıya kaçmamayı unutmamak gerekir. Büyük bir iyi niyetle içindeki fazlalıkları temizlemek isteyen kişi, pekâlâ bu sefer de kendisini iktidarsızlığın pençesinde bulabilir. Bu durumda, birdenbire kuruyuveren libidoyu canlandırmak için kitabımızın birinci bölümüne başvurulmalıdır. Ama bu böyle sürüp giderse de, gün gelir organizma bıkıp usanır.
Sağır sultanın bile duyduğu bu küçük sırları, bu şekerli ve egzotik adları, sihirli tavsiyeleri ve şeytani büyüleri terk etmenin zamanı geldi de geçiyor. Kremlerin, merhemlerin, haşlamaların kokusu sayfaların arasından yayılıyor. Şehvetin çağrısı tıpkı şövalye Roland'ın av borusu ya da müezzinin ezanı gibi herkesin kalbinde çarpıyor.
Evlerde zaferi ten kazanıyor, vücutlar birazdan zincirlerinden kurtulacak. Zevk fırtınası, kendi dar geçidinin üzerindeki her şeyi yakıp yıkmadan önce bir kere daha temkinli ve tedbirli olmayı hatırlatalım. Bu yapıtın okuyucuları asla ölçüyü kaçırmamaya dikkat etmeli. Şehvetin bir zamanı var, aşırılıksa sadece, zavallıların çıkışı olmayan yollarda kaybolup gitmelerine yarar.
Evet, şehvetli birleşme kadın için de erkek için de şarttır ve bazen ilerleyen yaşla zayıflayan ya da geriye giden canlılığa kavuşmak, yeniden kuvvet kazanmak için suni yollara başvurmak yerinde olur. Bu çok masum bir günahtır; bedensel ve duygusal dengenin yerine gelmesini sağlar. Ama tam tersine, aşırıya kaçmak, Tanrı'nın gözünde de insanların gözünde de erdemsizliktir ve bu yoldan kurtulamama tehlikesi mevcuttur.
Bu kitaptan düşüncesizce yararlanmak isteyen okuyucunun gözünü korkutmak değil amacımız. Yalnızca gözü başka hiçbir şey görmeyen, kasıkları her zaman alevler içindeki insanın kayaya bağlı Sisiphos'tan farklı olmayacağını hatırlatmak istiyoruz: Bu kez bedbaht kurbanın içini deşen bir kartal değil, ebedi, sınırsız, doyurulamaz bir arzudur.
Özgür insan, kendini şehvetin parmaklıklarına zincirleme!

5 Konstantinopolis'teki şehvet uyandırıcı âdetlere dair pratik ek bölüm (uygulamalı konular için).
Büyük erotik eczanenin dolambaçlı yollarında, Arap bahçelerinin ıtırlı patikalarında, ağır kokulu, bol renkli Hintli gelin odalarında bizi izleyen okuyucularımız tablolardaki gibi mutfak zevkimizi, reçetelerimizdeki şairaneliği, bazı iksirlerimizdeki istihzayı ve zaman aşımına uğramış afrodizyakları arayışımızdaki çekiciliği çok iyi biliyorlardır. Şimdi bu okuyucu her yerde olduğu gibi bir "pozisyonlar" bölümüyle karşılaşınca şaşırabilir, ama unutmamak gerek, afrodizyakları fiilen kullanan okuyucumuz, kendinde tıpkı La Bohème'in kahramanı gibi yepyeni bir kuvvet keşfedebilir.
En eski Osmanlı eğlencelerinin anlatıldığı çeşitli Türk kaynaklı eserlerden derlediğimiz pratik çalışmaları içeren bu bölüm işte bu çalışkan öğrencilere sesleniyor. Titizlik ve özende İran Körfezi ya da Ganj kıyılarının seviyesine ulaşan Konstantinopolis'e uğrayıp, Elfiye Hanım'ın mahremiyetinde, engin bilgi ve tecrübeye sahip kibar bir fahişeyle ve bütün aşk derslerini sular seller gibi bilen günah tanımaz zevk düşkünü Koran Bey'le tanışarak yolumuza devam edeceğiz.
Doğunun ve batının kapılarında otuz yüzyıl boyunca insanlar arası ilişkiler hakkında birkaç sır ele geçirmek için beklendi. Buğuların baş döndürücü ağır kokusunun, şehvetli iniltilere karışarak arasından sızdığı ağır yaldızlı kapıyı aralayalım bakalım nelerle karşılaşacağız. Görünüşe bakılırsa, burada sizi zevkin doruklarına yükseltenler kadınlardır. Kadınların arasında bir kadın, Elfiye Hanım, yarı çıplak bir vaziyette, bir halının üzerine uzanmış dinleniyor, faltaşı gibi açılmış gözleriyle kendisini dinleyen bir harem dairesi güzelini bilgileriyle aydınlatıyor. Söz konusu olan, erkeklerden, azıcık ustalıkla her şeyin beklenebileceği, bu biraz da sakar yaratıklardan en iyi nasıl yararlanılacağı... Belki de çinilerle kaplı sütunlardan birinin arkasına beceriksizce gizlenen bir sultan konuşmayı zevkle dinliyordur. Yok yok, bir ispiyoncu değil, sadece bir röntgenci...
Kitapların söylediğine göre yaşlı bir bilge olan Koran Bey de insanlık tarihinin adını asla bilemeyeceği zarif bir kadına bütün bilgisini cömertçe sunmuş. Eşi benzeri bulunmayan bu genç dilberi biz ancak, prens yatağına kurulmuş, güçlü mü güçlü ve çırılçıplak bir erkeği zevkten çıldırtırken tahayyül edebiliriz. "Havadaki kafes", "eşsiz lokma" ya da "artçı" pozisyonlarından birinde. Onun çağrılarına kim kayıtsız kalabilir?
Karadeniz'in ılık rüzgârı şimdiden kâinattaki bütün âşıkların ateşten yanan vücutlarını okşuyor. Kendinizi onun kollarına bırakın.
Elfiye Hanım'ın tıkabasa dolu gelin odasında sevimli bir yarenlik.
Ömer İbn-i Hafız vaktiyle Hindistan'da, çapkınlık âleminde, bin erkeği binbir şehvet oyunuyla tatmin edebilen bir yıldız kadar şöhretli bir kadından bahseder:
Bu kadının adı Elfiye Hanım'dı. Aşk oyunlarında bu kadının kimsenin bilmediği maharetleri vardı. Kadınlıkta henüz amatör olanlar, ondan derin bir saygıyla söz ederler, tutku ve arzuyla etrafında fır dönerlerdi. Kendini mesleğe adamaya karar vermiş, kaç güzel genç kız onun rahle-i tedrisatından geçmiştir kim bilir?
Günlerden bir gün, kadınlar yine Elfiye Hanım'ın etrafını sarmış otururlar. Bunlar, güvenilir, iyi tanıdık kadınlardır —Elfiye Hanım sırlarını öyle ulu orta herkese açmaz. İçlerinden biri söze girer:
"Sevgili Elfiye kadın, burada toplaşmış bulunan bizlerin sizden bir isteği var; bize sevişme sırasında erkeğe en büyük zevki tattıracak, onu kendimize bağlayacak birkaç usul çıtlatsanız. Ayrıca, onların hoşuna gitmeyen şeylerin neler olduğunu da söyleseniz; kısaca onlara aşkı ve sevgiyi tattırmak için ne yapmamız gerektiğini anlatsanız."
Elfiye Hanım sözü alır:
"Sevgili kızlarım," der, "size birinci önerim, kendinize yaklaşan erkeklere tertemiz iç çamaşırlarıyla gözükmenizdir; kaşlarınızı siyaha boyayın, gözlerinize antimonla gölge verin, parmaklarınızı özenle kınalayın, hoş ve tatlı kokular sürünün, saçlarınızı ustaca bir şekilde tarayın, topuzlar yapın. Büyük bir titizlikle tuvaletinizi tamamlayın; öyle ki, erkek size yaklaşmaktan kendini alamasın. Çeşit çeşit, rengârenk boyalar alın, bunları yüzünüze sürün, erkeğin de yardımıyla, ince bir sanatla bu boyaları çıkarın, böylece onu tahrik edecek, tutku ve arzu uyandıracaksınız."
Dikkatle dinleyen kızlardan biri Elfiye Hanım'ın sözünü keser:
"Peki ama, arzuyu uyandırdıktan sonra bir kadının erkeğe zevk vermesi için ne yapması gerekir?"
"Bunun için, erkek yaklaşır yaklaşmaz, her tür cilveyi sergilemek gerekir. Onu büyük bir sevgiyle karşılayın, bütün kırıtkanlığınızı kullanın, boynunu şehvetle öpün, dudağına yakıcı bir öpücük kondurun, vücudunuzu sıkıca ve aşkla yaslayın onunkine; onda zevk uyandırmanın yolları bunlardır. Sonra şalvarının düğümünü çözün, elinizi kaçamak bir şekilde, hızla bacaklarının arasına sokun, erkeklik organını sıkıca kavrayın ve bir ya da iki kere oğuşturun. Sonra onu içinize alın, ama kolayca alın ki hemen boşalmasın. Bir kerede birden fazla boşalamadıklarına göre, onlara en büyük, en uzun zevki tattırın, üzerine abanmaktan kaçının.
Erkek tatmine ulaştıktan sonra, kadın da sırtüstü yatıp kalmamalı, zevkin ve hazzın doruğuna ulaştığını ona hissettirmeli. Kadının bütün hareketleri yumuşak olmalı ve kalpleri birbirine yaklaştırmalıdır. Kadınlar, bu şekilde davranarak erkeklere en ateşli aşkı, en şefkatli sevgiyi sunabilirler."
"Sevgili hanımım," der bir diğeri, "bin tane aşığınız olduğuna ve hepsini farklı farklı usullerle hazza ulaştırdığınıza göre uygulamamız için bildiğiniz oyunları bize de öğretemez misiniz?"
Saygıdeğer hatun tekrar sözü alır:
"Sevgili kızlarım, elimden geldiği kadarıyla hiçbir sorunuzun cevabını karanlıkta bırakmamaya çalışacağım. Şimdi sözünü ettiğiniz şey son derece önemli. Onun için, çeşitli aşk usullerini, isimleri ve özellikleriyle, bütün ayrıntılarıyla anlatacağım ki siz de uygulayabilesiniz. Hiçbir usul, hiçbir zevk, hiçbir haz karanlıkta kalmayacak. Böylelikle, erkeklerin bütün arzularını, sevgilerini, dostluklarını, aşklarını kazanmış olursunuz. Hafızalarında hiçbir şey sizinle geçirdikleri zevk, eğlence, haz ve şehvet saatleri kadar canlı kalamaz. Önce, çeşitli aşk yapma usullerini altı gruba ayıracağım: sırtüstü yatarken, otururken, yan yatarken, yüzüstü, eğilirken, ayaktayken..."

I. SIRTÜSTÜ YATARKEN
Güzel dilber aşk yapmak için sırtüstü yatar. (Aslında, geleneksel olarak, böyle çiftleşilir, hatta çoğu zaman başka türlüsü düşünülemez bile.) Bu duruşta yapılabilecek on pozisyon vardır.
Birinci: Kadın yatağın kenarında sırtüstü yatar, bacaklarını göğüs hizasına kadar kaldırır. Adam kadının bacaklarının arasına yerleşir, ayakta durur ve güzel dilberin karnının üzerine incitmeden abanır. Kadın istek ve mutluluk duyduğunu göstererek erkeği kollarıyla sarar; dilini çıkarır, dudaklarını dudaklarının üzerine bastırır ve göğsünden dudaklarına yükselen bir soluk çıkarır. Erkek kadının içine girer ve hazza ulaşmak için ileri geri gitmeye başlar; bir yandan hareket ederken, bir yandan da kadını öper. Tensel haz doruğa ulaştığında erkek boşalır. Pek çok kimse böyle aşk yapar, bu nedenle buna bermutat denir.
İkinci: Bu pozisyonda da, kadın sırtüstü yatar ve bacaklarını yine deminki gibi tutar, ama bu sefer yatağın üzerine koyar. Erkek kadının üzerine uzanır, organını kadının önüne ya da başka bir yere yerleştirir —Hindistan'da insanlar her iki zevki de büyük bir susuzlukla tatmak isterler— Eğer erkeklik organı sertse, erkek kuvvetini kanıtlamak ve arzuladığı meyvenin bir kez daha tadına varmak için hiç vakit kaybetmemelidir. Zavallı kadına gelince, bu şiddetli saldırıyı kayıtsız bir edayla izlememelidir; acıdan kıvransa dahi aşktan ve arzudan yanıp tutuşuyormuş gibi yapmalı, vücudunu tutkunun ateşi sarmış gibi davranmalıdır. Kadın uysal olmalıdır; sarsılır ve iç çeker, zevkin doruklarında gibidir. Hazza ulaşma anı yakındır; birazdan ikisi aynı anda hazza ulaşır. Bu aşk yapma usulüne şahlandırıcı adı verilir.
Üçüncü: Kadın yine sırtüstü yatar; iki elini başının altına yerleştirir, bacaklarını göğsüne doğru kıvırır ve bu pozisyonda kalır. Erkek kadını kollarından kavrar, kendine doğru çekere, göğüsleri birbirine değer. Yavaşça kadının içine girer. Erkek kadını kendine doğru çekerken, kadın kalçalarını kaldırır, böylece erkeğin kamışı dibe kadar girer. İkisi birden yavaş bir gelgite başlarlar, ta ki birlikte hazza ulaşıncaya kadar. Bu pozisyona kuğu kıvrımı denir.
Dördüncü: Kadın yine sırtüstü yatar; ama bacaklarından birine dayanır. Erkek kadının baldırlarının arasına yerleşir, sonra, zevk fikri onu tahrik eder ve kamışının başını yavaşça o oyuktan içeri sokar. Bu şekilde bir süre geçince ve haz anı yaklaşınca güzel dilber gözlerini kırpıştırarak erkeğin yüzüne bakar ve bütün vücudu titreyerek onu sarar. Bu arada kadının erkeğe bir yabancı gibi davranmaması, onu öpmesi ve nihayet tamamen içine girmesine izin vermesi gerekir. Sonunda ikisi birden hazza ulaşırlar; bu pozisyona zıtların birliği denir.
Beşinci: Dilber yine sırtüstüdür, ama bu sefer kalçalarını yastıkların üzerine, yükseğe yerleştirmiştir; böylece başı bacaklarının arasından gözükmektedir. Erkek gelip yerleşir, kamışının ucunu tükürüğüyle ıslatır ve dilberin bacakları omuzlarındayken, kamışını dilberin uyluklarının arasına dayar. Onu kendine doğru çektikten sonra kamışını gereken yerden içeri sokar. Zevkin şiddetinden soluk soluğadır, burun delikleri genişler; onun altında, kadın inler ve hırıltılar çıkarır.
Bir yandan inilderken, bir yandan da kalçalarını daha da yukarı kaldırır, çünkü hareketsiz durmamak gerekir. Kadının üzerinde, erkeğin kalçaları sürekli bir gelgit halindedir. Tam hazza ulaşacağı anda erkek geri çekilir ve kurulanır; kısa bir süre sonra yine kadının içine girer. Böylece kadın da erkek de en tatlı zevklerden birini yaşarlar. Bu pozisyona koridor adı verilir.
Altıncı: Güzel dilber yine sırtüstü uzanır, kalçalarını kaldırır; bacaklarını kendine doğru çekerek kıvırır; şişe geçirilmeye hazır tavuk gibidir. O anda erkek, yeterince sertleşmişse, kamışını çıkarır ve kadının vajinasına sokar; kadın derhal sarsılmaya başlar ve ikisi birden hazza ulaşır. Bu usule piliç adı verilir.
Yedinci: Dilber sırtüstü yatar, erkek dizlerinin üstünde durur, dilberin bacakları erkeğin omuzlarından sırtına doğru aşağı sarkar. Erkek, sertleşinceye kadar kamışını dilberin dış dudaklarına sürter; erekte olur olmaz hiç vakit kaybetmeden kadının içine girer, boşalır gibi olduğu anda geri çekilir, organını kurular, sonra tekrar girer, ikisi de hazza ulaşıncaya kadar bu şekilde devam eder. Bu usule hamam denir.
Sekizinci: Dilber sırtüstü yatar, bacaklarını uzatır; erkek bacaklarının arasına yerleşir ve kamışını onun vajinasına sokar. Genç dilber erkeğin altında kırıtır ve soluk soluğa kalır. Buna Fars usulü denir.
Dokuzuncu: Kadın sırtüstü yatar, bacaklarını kaldırır; erkek kadının bacaklarının arasına yerleşir ve kadının bacaklarını omuzunun üzerine koyar. Yeterince tahrik olmuştur, sertçe kamışını içeri sokar; işte o zaman kadın bütün maharetini sergiler. Bu usule kalçalı adı verilir.
Onuncu: Kadın sırtüstü yatar, bacaklarını havaya diker, erkek yine bacakların arasında yerini alır. Kadın bacaklarını erkeğin sırtında, kollarını da ensesine dolar; erkek kollarını kadının sırtına dolar ve hançeri kınına geçirir. Birkaç gelgitten sonra ikisi de hazza ulaşır. Bu usule saplama adı verilir.
II. OTURURKEN
Kadın girişini genişletecek şekilde erkeğin kucağına oturur; erkek hemen içine girer. Her ikisi de dizleri kıvrık bir şekilde bir divanın üzerinde oturuyorlardır. Bir sandalyenin üzerinde bacaklarını aşağı sarkıtarak da oturabilirler. İkisinin kasıkları birbirine değer, her şey tamamen içeri girer, hiçbir şey açıkta kalmaz. Bu durumdayken hazza ulaşırlar. Bu kaldırma yöntemidir. Bu usule başvurmak için uzun ve hacimli bir kamışa sahip olmak gerekir; yani herkesin harcı değildir.
III. YAN YATARKEN
Birinci: Kadın sol yanının üzerine yatar, bacakları gergin bir şekilde uzanır. Genç adam onun üzerine yerleşir, sonra, bir kolunu kadının altından geçirip onu kendisine doğru çekerek diğer eliyle kadının karnını ve göğüslerini okşar. Sonra, bacaklarından birini dilberin kalçasının üzerinden geçirir ve kamışını kadının içine sokar, kısa bir süre sonra boşalır. Bu usule deli fişek adı verilir.
İkinci: Bu kez kadın yine sol tarafının üzerine yatar; bacakları yine gergindir. Âşığı kadının baldırlarının arasına yerleşir ve kasığı eşininkine değecek şekilde içeri girer; sonunda boşalır. Bu en iyi usullerden biridir ve bilgenin mutluluğu adı verilir.
Üçüncü: Dilber, yüzü yastığa gömülmüş bir şekilde yan yatar; erkek kadının sırtına abanır, bir bacağı gergin uzanır, diğeri kadının bacaklarının arasından geçer. İstediği yere organını sokar, sonra yarıya kadar geri çekilir ve tekrar girer. Böylece devam eder ve sonunda boşalır. Bu da en zevkli pozisyonlardan biridir ve perdah adı verilir.
Dördüncü: Kadın sağ yanının üzerine yatar, bacakları gergindir. Erkek kadının arkasına yerleşir; bir bacağı kadının üzerinde, diğeri baldırlarının arasındadır. Kamışını tükürüğüyle ıslattıktan sonra kadının arka deliğine sürtmeye başlar. Boşalma anı yaklaşınca bulunduğu yeri terk eder ama öyle gelişigüzel bir yere de girmez, nereye girmek istediğini biliyordur. İyice uyarıldıktan sonra vajinaya boşalır. Buna çifte haz denir.
Beşinci: Kadın yine sağ yanının üzerine yatar, bacakları gergindir; erkek yine onun arkasına geçer, boylu boyunca uzanır ve uygun yere girerek güzel dilberini öper; yine kısa bir süre geri çekilip dinlenir, terini siler. Bir kere daha organını önden içeri sokar; bu şekilde birleşen çift hareketsiz kalır. Böylece birçok kere girip çıktıktan sonra hazza ulaşırlar. Bu pozisyona şen şakrak adı verilir.
Altıncı: Kadın sağ, erkek sol yanının üzerine yatar, biri diğerinin önündedir. Sağ bacağını dilberin kalçasının üzerine koyar, kadın sol bacağını âşığının kalçasının üzerine koyar, ikisi de birbirlerinin kaba etlerine bastırırlar, kasıkları birbirininkine değer. Genç erkek sert bir şekilde kadının içine girer, şiddetli bir zevk duyarlar ve yumuşak bir haz yaşarlar. Bu pozisyona veda busesi denir.
Yedinci: Kadın sağ yanının üzerine yatar, bacakları gergindir. Erkek arkadan kadına yaslanır; kolunun birini kadının altından geçirerek ona sarılır ve göğüslerini okşar, bu pozisyondayken işini görür. Buna pencere adı verilir.
Sekizinci: Kadın sağ yanının üzerine yatar, erkek sol yanının. Erkek kadının önünde, bacaklarının arasındadır; sonra kadının sol bacağını kaldırır, kıvırır ve kolunun üzerine koyar, istediği yere girer ve hazza ulaşır. Bu yönteme palas denir.
Dokuzuncu: Erkek de kadın da sol yanlarının üzerine yatarlar. Kadın erkeğin önündedir ve ona sırtını dönmüştür. Erkek organını tükürüğüyle ıslattıktan sonra, kadının içine girer ve hazza ulaşır. Buna tiryaki adı verilir.
Onuncu: Kadın sağ, erkek sol yanının üzerine yatar; erkek bir bacağını kadının altından geçirerek onu öper, kadın bir bacağını erkeğin üstüne atar; böylece hazza ulaştıklarını hissederler ve büyük bir zevk alırlar. Buna zıpkın adı verilir.

IV. YÜZÜKOYUN
Birinci: Kadın karınüstü, bacakları gergin bir şekilde yatar; erkek kadının üstüne uzanır ve tahrik olur olmaz istediği yere girer. Bu pozisyona yakut zevk adı verilir.
İkinci: Kadın yine aynı şekilde yatar ve erkek içine girer, ama bu kez ikisi birden aynı anda hareket ederler ve birlikte hazza ulaşırlar. Bu usule kedi adı verilir.
Üçüncü: Kadın dizlerinin üzerinde durur, sonra göğüsleri baldırlarına değecek şekilde eğilir. Böylece kalçaları yukarı kalkar ve erkek arkadan girer. Buna feryat u figan adı verilir.
Dördüncü: Kadın yine dizlerinin üzerinde durur, başı ileri doğru eğilir; erkek arkadan ona yaslanır; dizlerini kadının dizlerinin arasına koyar. Bir koluyla kadının göğsünü, diğeriyle karnını sarmalar ve içeri girer, boşalır. Bu pozisyona akıl küpü adı verilir.
Beşinci: Kadın yine dizlerinin üstünde durur, bacaklarını açar. Erkek arkadan gelir ve bacakların arasına oturur. Bu şekilde, zevkine göre, istediği yere girer. Buna çadır adı verilir.
Altıncı: Aynı şekilde yerlerini alırlar, bununla beraber, kadın topuklarını kaldırıp erkeğin baldırlarına yaslar, erkek yavaşça kamışını kadının vajinasına yerleştirir. Kadın erkeğe naz yapmaya başlar. Erkek boşalır gibi olduğunda kadın ileri doğru kaçar, sonra erkek hançerini tekrar saplar; ister arkadan ister önden, zevkine kalmış. Kadın yine öne doğru kaçar ve böylece hazzın doruğuna ulaşıncaya kadar devam eder. Ve tarifi imkânsız bir zevk yaşarlar. Bu usule çapraz ateş adı verilir.
Yedinci: Dizlerinin üzerindeki kadın, başını yastığa koyar, böylelikle arkası gergin bir şekilde ortaya çıkar. Bacaklarının arasında diz çöken genç âşık arkadaki delikten içeri girer. Kadın çığlık atar, inler, hırıltılar çıkarır, ikisi birbirlerine büyük bir zevk tattırırlar. Erkek boşalacak gibi oldu mu, geri çekilir, temiz bir çamaşırla kurulanır ve bu sefer vajinaya girer. Nihayet zevkten sarhoş olmuş bir şekilde ikisi birden boşalır. Buna aşk ateşi denir.
Sekizinci: Kadın karınüstü yatar, erkek onun bacaklarının arasına gelir; o zaman, kadın topuklarını âşığının kaba etlerine yaslar, erkek kollarını kadının beline dolayarak onu kıskıvrak sarmalar. Artık kadını istediği gibi kullanır. Bu pozisyona tutsak adı verilir.
Dokuzuncu: Pozisyon aynıdır, ama bu kez kadını daha yumuşak sarar ve her ikisi birlikte hareket ederler ve birlikte hazza ulaşırlar. Bu pozisyona askı adı verilir.
Onuncu: Kadın karınüstü yatar, erkek kadının üstüne uzanır, kadın topuklarını erkeğin kaba etlerine dayar ve onu kendisine doğru bastırır. Erkek kamışını tükürüğüyle ıslattıktan sonra, nereye istiyorsa oraya sokar. Buna aksakal adı verilir.
V. EĞİLİRKEN
Birinci: Kadın bir yerlere tutunur. Vücudunun üst kısmını öne doğru eğer, erkek arkadan yaklaşır, kollarıyla kadını sarar ve uygun yere gelir. Erkeğin girişini kolaylaştırmak için kadın yavaş yavaş sallanır; nihayet erkek içeri girer. Koçlardan esinlenilen bu pozisyon, mabeyinde (haremlik ile selamlığı birbirinden ayıran oda) çok sık uygulanır. Ateşli çapkınlara tarifsiz zevkler yaşatır. Bu usule püskürtücü denir.
İkinci: Kadın dört ayak üstünde durur, erkek onun üstüne uzanır ve kollarıyla sarmalar. Şehvetin etkisiyle kamışı sertleştiğinde, güzel dilberden biraz uzaklaşır ve vajinaya girer. Kısa bir süre sonra arkadaki deliğe girmek için çıkar; hazza ulaştığında istediği yere boşalır. Buna çekilme adı verilir.
Üçüncü: Erkek bir yatağa yerleşir, sağ ayağını yere koyar ve kıvırdığı sol bacağının üzerine oturur. Kadın sol dizi havada, sağ bacağı gergin bir şekilde erkeğin kucağına oturur. Erkek kadını kollarına alır ve kendine çeker. Bir süre sonra tahrik olur ve aşkla kamışını canının istediği yere sokar. Kadın küçük çığlıklar atar, cilve yapar. Sonunda erkek boşalır. Bu pozisyona aksak ayak adı verilir.
Dördüncü: Dirseklerini bir sandalyenin minderine dayayan kadın dört ayak üzerinde durur. Elinde bir tambur vardır ve âşığını savaşa çağırır. Bir yandan aleti çalarken, bir yandan da kalçalarını erkeği tahrik edecek şekilde meyleder. Diz çöken âşık kastanyet çalarak arkadan kadına yaklaşır; müzik eşliğinde birleşirler. Geri çekilip tekrar tekrar birleşerek hazza ulaşırlar. Bu pozisyona müzikal adı verilir.
Beşinci: Güzelimiz dizlerinin üzerinde durur, erkek arkadan gelir ve onu kollarıyla sarar, kadın başını çevirir ve öpüşmeye başlarlar. Sonra kadın bir kolunu arkaya doğru uzatır ve erkeğin kamışını kavrayarak bacaklarının arasına sürter. Penis sertleştiğinde tükürükle ıslatarak vajinasına yerleştirir. Hazza yaklaştıklarında kadın dilini âşığının ağzında gezindirir ve erkeğin kamışını içinin en derinliklerine kadar alır. Büyük bir haz yaşarlar. Bu pozisyona köylü adı verilir.
Altıncı: Kadın, sırtüstü yatan âşığının üzerine çömelir. Erkek kadının altında hareket eder ve nereye istiyorsa oraya girer, bir yandan kadını okşarken doyuma ulaşır; bu pozisyona bereketli adı verilir.
Yedinci: Kadın ileri doğru uzanır, vücudunun üst kısmı yatağa dayanır, dizlerinden birini, sanki tırmanıyormuş gibi, yatağın kenarına koyar. Erkek kadının arkasına, bacaklarının arasına yerleşir ve kadının içine girer; ikisinin vücudu birbirinin içine geçer ve büyük bir sarhoşluk içinde tatlı bir doyuma ulaşırlar. Buna bahçıvan usulü denir.
Sekizinci: Kadın yine aynı şekilde yerleşir, ama bu sefer ayakları yerdedir. Arzuyla tutuşan erkek arkadan gelir ve nereden istiyorsa oraya girer. Buna sümbülü adı verilir.
Dokuzuncu: Kadın, dizlerini kıvırarak dört ayak üzerinde durur. Erkek kadının altında sırtüstü uzanır, bir bacağı kadının baldırlarının arasında, diğeri kaba etlerinin üzerindedir; vücudunu ileri doğru uzatır ve kadının içine girer. Bu usule misk adı verilir.
Onuncu: Kadın bir yatağa yerleşir, elini belinde kavuşturarak öne doğru eğilir, bir bacağı gergin, diğeri kıvrıktır. Erkek arkadan gelir ve nereye istiyorsa oraya girer, doyuma ulaşır. Bu pozisyona gülsuyu adı verilir.
VI. AYAKTAYKEN
Birinci: Kadın duvara dayanarak ayakta durur, dua ediyormuş gibidir. Erkek hançerini çeker ve kadına dayar. Kadın erkeğe cilve yapar. Birbirlerine tatlı sözler söylerlerken erkek giderek daha fazla tahrik olur, kadın bir bacağını yukarı doğru kaldırır ve hafifçe eğilir. Erkek istediği yere yerleşir ve sürtünmeye başlar, yavaş yavaş içeri girer. Tarifsiz bir zevk yaşarlar ve doyuma ulaşırlar. Bu pozisyona elveda adı verilir.
İkinci: Feracesi içindeki peçeli kadın ilerler, küçük bir sıranın üstüne çıkar ve bekler. Oradan geçen bir adam yanına yaklaşır, çünkü kadının ne demek istediğini anlamıştır; kadını kollarından kavrar ve şalvarının düğümünü çözer. Kadının giysisi bacaklarından aşağı kayar. Böylece kadın onun karşısında çırılçıplak kalır. Kadını bu halde gören erkek tahrik olur, penisi göbeğine değer. O zaman, bir bacağını küçük sıranın üzerine koyar ve kadının göbeğine sürtünür; birazdan, elinin de yardımıyla kadının uzvunu bulur ve içeri girer. O sırada kadın hareket etmeye başlar, sonunda hazza ulaşırlar. Bu pozisyona vestiyerde adı verilir.
Üçüncü: Kadın ayakta durur, dirseklerini ve başını duvara dayar, vücudunun üst kısmı ileri doğru eğiktir, bacaklarını açar. Âşık arkadan gelir ve kadının şalvarının ipini çözer; kadının çıplak kalçaları ortaya çıkar. Kadını kollarıyla sarar ve nereye istiyorsa oraya girer. Birlikte doyuma ulaşırlar. Buna doğaçlama adı verilir.
Dördüncü: Kadın ayaktadır, erkek bacakları gergin bir şekilde oturur; zihninden geçirdiği şehvet hikâyeleri kamışını sertleştirmiştir. Karşısındaki kadın bacaklarını yanlardan arkaya atarak erkeğin kucağına oturur; bir yandan birbirlerine ateşli öpücükler verirken bir yandan büyük bir zevk yaşarlar; birlikte doyuma ulaşırlar. Bu pozisyona kuşatma adı verilir.
Beşinci: Kadın ayaktadır, elleri iki yandan sarkar. Erkek kadının altına yerleşir, eğilip oturur. Kadın hareket etmeye başlar, erkek tahrik olur, kadına yaklaşır; kadın eğilerek erkeğin içine girmesini sağlar. İçine girdiğini hissettiğinde ona cilve yapmaya başlar. Bir yandan da onu kollarından sıkıca tutar. Doyuma ulaşıncaya kadar bu böyle sürer. Bu pozisyona aktif adı verilir.
Altıncı: Kadın yüzünü bir yatağın kenarına dayar ve arkasını gösterir. Erkek ona yaklaşır ve hafifçe içine girer; ayaktadır; doyuma ulaşırlar. Buna hortum denir.
Yedinci: İkisi de dizleri üzerindedir, arka arkaya ve birbirlerine o kadar yakındırlar ki, birbirlerinin kokularını duyarlar. Kadın erkeği bakışlarıyla cesaretlendirirken, erkek hançerini saplar, olağanüstü bir zevk duyarlar. Bu pozisyona karşıtlık adı verilir.
Sekizinci: Kadın ayaktadır; erkek onun karşısında bacaklarının arasına yerleşir, kollarıyla kavrar ve içine girer, solukları hızlanır ve doyuma ulaşırlar. Bu pozisyona doygunluk adı verilir.
Dokuzuncu: Kadın yüzünü duvara çevirir, kalçasını geriye doğru çıkarır, bacaklarını açar. Erkek arkadan gelir, kadının bacaklarının arasından istediği yere girer. İkisi birden doyuma ulaşırlar. Bu pozisyona hoppa adı verilir.
Onuncu: Kadın yine ayaktadır ve duvara dayanır. Erkek kadının bacaklarının arasında durur, tahrik olduğu anda içeri girer; sonra, ikisi birden doyuma ulaşırlar. Bu pozisyona başarı adı verilir.

VII. DİĞER USULLER
Pek çok usul arasından, en çok hoşa giden ve Yunanlılar tarafından çok sık kullanılan birkaç pozisyona değineceğiz.
Erkek sırtüstü yatar, bacakları gergindir; kadın erkeğin bacaklarının arasına yerleşir, sol eliyle erkeğin kamışını kavrar ve hafif hafif okşar. Tamamen uyarıldığında, boşalacakmış gibi olduğu zaman, kadın erkeğin kamışını içine alır. Kısa bir süre sonra erkek doyuma ulaşır ve kadın erkeğe hoş sözler mırıldanır. Okşamaların eşliğinde aşk iksiri akar.
Bir başka pozisyonda, kadın, bacakları gergin bir şekilde sırtüstü yatar; âşığı onun üstüne uzanır, kadın iki eliyle erkeği ensesinden kavrar ve bacaklarını sırtına dolar. Bu şekilde erkek, kamışını vajinanın girişine yerleştirir; birkaç sürtünmeden sonra tahrik olur ve kadını kalçasından tutarak, dizlerinin üzerinde yükselir. Bu pozisyonda, nereye istiyorsa oraya girer, okşamalar eşliğinde hazza ulaşırlar. Bu pozisyona âşık adı verilir. Bu pozisyon icat edileli çok uzun bir süre geçmemiştir; çok rahattır ve yorgunluk vermez.
Bu arada, henüz işin başında olan çaylak zevk düşkünlerine bir pozisyon daha önerelim. Kadın sırtüstü yatar ve altına kalın bir yastık yerleştirir, böylece uzvu bütün gizleriyle beraber gözler önüne serilir. Erkek yaklaşır ve kadının üzerine uzanır, kadın bacaklarını ona dolar, kollarını boynuna sarar; erkek de kadının vücudunu kaldırır, kadının iki deliği de ortaya çıkmıştır. Erkek ta derinlere kadar kadının içine girer. Bu pozisyona hizmetiçi kız adı verilir.
İşte bu ilave bölümde size tavsiye etmek istediklerimiz bu kadar, şimdi başka bir konuya geçiyoruz.
VIII. NEZAKET REÇETELERİ
Bütün kadınlar, tutkuları harekete geçirmenin ve erkeği tahrik etmenin birinci şartının onu okşamak ve pohpohlamak olduğunu bilmelidir; aşk ve bağlılık cilveleşmeden, kırıtkanlıktan doğar. Tatlı bir söz söylemek, âşığın boynuna atılmaktan çok daha etkilidir.
Bir ozan şöyle söyler:
"Bir bahçede mükemmel bir güzel gördüm, memeleri portakal gibiydi, ama maalesef adını bilmiyorum. Yaseminlerin arasında yolunu kaybettiği anda fark ettim onu. Heyhat! Bu insafsız güzeli okşamak, baldırlarını mıncıklamak, kiraz dudaklarını öpmek, gül yanaklarının kokusunu içine çekmek, boynunun kenarına ıslak bir öpücük kondurmak, minik göbeğinin altındaki yarığa dalmak, şalvarının altındaki bu sırlarla dolu ormanın derinliklerinde kaybolmak, bu tatlı birleşmenin hırçın düşmanını, kendisince emanet edilmiş hazinelerin kıskanç bekçisini keşfetmek ve nihayet onunla aşk zevklerini tatmak ne müthiş olurdu."
IX. ÖPÜLECEK YERLER
En büyük zevk alınarak öpülecek yerlerin; yanaklar, dudaklar, gözler, alın, boyun ve göbek olduğu bilinir.
Ayrıca, bir kristal kadar temiz olduğunda vajinanın dış dudaklarına bir öpücük kondurmak da gerçek bir zevk verir.
Bütün bu baş döndürücü yerleri öperken iç çekmek, öpücükleri birbiri ardına vücuda kondurmak çok iyi olur.
X. KOKLANACAK YERLER
Koklanacak yerlerin şuraları olduğu biliniyor: boyun, yanaklar, alın, dudaklar, saçlar, memelerin arası, göbek ve penis; işte koklanacak en iyi yerler bunlar. Kendisine iyi ihtimam gösteren biriyle beraberseniz, onun misk ve amber kokularını içinize çekme şansına sahip olursunuz; bu durumda aldığınız zevk, tattığınız haz, ulaştığınız doyum bambaşka olur, sizde de şehvet duyguları kabarır.
Sanatının bütün inceliklerine vakıf kibar fahişe Elfiye Hanım'ın nasihatleri burada bitiyor.

Koran Bey'in Eğitici Hatıraları.
Kadınların gözbebeği Koran Bey şöyle anlatıyor:
"Zeki, kurnaz, titiz ve tecrübeli bir âşık olan bendeniz, güzel dilber uykudayken aşk yapmaktan kaçınmanızı tavsiye edeceğim. Ne kadar şiddetli arzu ve istek duyarsanız duyun, uykudayken o hoş ıslaklık katiyen meydana gelmiyor."
Evet anlaşıldı, Koran Bey bilge bir kişi.
Şimdi Koran Bey'in bu ince sanatın incelikleri hakkında verdiği diğer tavsiyelere biraz kulak verelim:
"Sırtüstü pozisyonun hiç zevk vermediğini söylemek, tamamen yanlış bir kanaattir; böyle bir lafı ancak şehvet oyunları konusunda hiçbir fikri olmayan birisi edebilir. Aslında, erkeklik uzvunun en büyük zevk verdiği ve ister kadın henüz zevkten ıslanmamış olsun, ister ıslansın kolayca hareket edebildiği bir pozisyondur bu. Hele kadın, arka deliği de gözükecek şekilde yatıyorsa, penis kolaylıkla içeri girer."
Koran Bey sözlerine devam ediyor:
"Bir gün, zevke susamış ve arzularının yatıştırılmasını isteyen bir kadınla karşılaştım. Ama nasıl söylenir, o güne kadar en yüce rahip bile kilisesine henüz adım atmamıştı; şiddetli bir çabaya rağmen istediğim yere giremedim, çok şaşırmıştım. Ne kadar çok kardeşimiz, çaylak oğlan, bu hayal kırıklığını yaşamıştır! Meyve vermeyen kırk denemeden sonra vazgeçtim. Bu sanatın henüz bütün inceliklerini bilmediğimi düşündüm ve kendimi öğrenmeye adamaya karar verdim!
Bu niyetimi uygulamaya koydum. Kız her beni görmeye geldiğinde yeni bir usul deniyordum. Sevişme konusunda artık uzman olduğumda, tahayyül edebileceğim bütün usulleri denemiş ama hiçbir sonuç alamamıştım.
Yine birlikte olduğumuz bir keresinde, ona şöyle dedim:
'Bir kazın beyaz yağlı göğsüne benzeyen o müthiş kalçalarını bana tattır.'
Ne yapacağını düşünmekle meşgul ellerimle kalçalarını kavradım. Ne yapacağım, nasıl yapacağım diye düşünüyordum. Böylesi bir şey daha önce kimsenin başına gelmemiştir, Papa'nın sarayında mıyız? Gülümsemeye başladım, çünkü hayatımda hiç bu denli hayal kırıklığına uğramamıştım.
Âşığımı kollarımla sarmaladım, onu yavaş yavaş kendime doğru döndürdüm ve usulca içine girdim; kısa bir süre sonra tek vücut olmuştuk ve o güne kadar hissetmediğim bir haz tattırdı bana. Sonra biraz yükseldim, hareket etmeye başladım ve boşaldım. Böylece, hizmetkârınız kadınlığa adım atan birisiyle hedefine ulaşmıştı; daha önce de söylediğim gibi bu tür durumlarda uygulanacak başka pozisyon yoktur.
Kalçalarını ortaya çıkarıp bana sırtını döndüğünde, ona yaklaştım ve arzuyla tutuşarak bembeyaz, cam kadar parlak ve berrak kalçalarına öpücükler kondurdum.
O zaman gülümsedi, gözlerimin içine baktı ve:
'Kiminle nasıl çiftleşeceğini biliyor musun?' dedi.
'Yüzden fazla usul vardır,' dedim.
Sizin daha önce öğrendiğiniz pek çok pozisyonu anlattı bana. İlk defa duyduklarımı ona söylüyor, uygulamak istiyordum. Anlatacaklarının sonuna geldiğinde:
'Şimdi seni terk etmem lazım, ama birkaç gün sonra seni görmeye gelirim ve bu hazzı sana ben tattırırım,' dedi.
Hakikaten de geldi ve kendimizi birlikte zevkin kollarına bıraktık; şimdi size tarif edeceğim usullerin sırlarını bana o gösterdi."
Birinci: Güzel âşığım büyük bir zarafet ve incelikle bana yaklaşıyor ve beni okşamaya başlıyor. Cinsel arzularımın doruğa çıktığını gördüğünde, arkasını dönüyor ve kalçalarını kaldırarak yatağın üstüne yüzükoyun uzanıyor, tükürüğüyle duyarlı bölgesini ve arka deliğini ıslatıyor.
"Kalçalarıma dokun, al beni, onları arala ve hançerini kınına sok," diyor.
Onun isteklerini yerine getiriyorum, kıpırdıyorum, sallanıyorum ve içeri girmeyi başarıyorum. Zevkin aşırılığından bayılacakmışım gibi geliyor; sağa ve sola, öne ve arkaya doğru birlikte sallanıyoruz, zevkin doruklarına ulaşıyoruz, tarifi mümkün olmayan bir haz duyuyoruz.
Daha önce hiç böylesi muhteşem bir zevk yaşamamıştım.
"Bu pozisyona ne ad veriliyor?" diye soruyorum kendime geldiğimde. "Havadaki kafes" diye cevap veriyor.
İkinci: Leğende yıkanıyor, yanıma geliyor, peştemalını çıkarıyor; şimdi kalçaları bütün berraklığı ile karşımda. Dizlerinin üstünde duruyor, başını yastığa dayıyor ve tükürüğüyle hassas yerlerini ıslatıyor. O zaman kamışımı kavrıyorum ve birkaç deneme ve sürtünmeden sonra içine girmeyi başarıyorum. Altımda sarsıldığını, inlediğini, soluk soluğa kaldığını hissediyorum. Giderek haz yükseliyor: Birazdan yakıcı bir sıvı bacaklarımın arasından kayıyor. Bu pozisyona Türk usulü deniyormuş.
Üçüncü: Yine sevgilim yıkandıktan sonra yanıma geliyor. Yanı başıma sokuluyor, hızlı sürtünmelerle beni tahrik ediyor ve yine önümde dizleri üstünde duruyor ve baldırları arasından pespembe içine giriyorum.
"Yavaş yavaş gir, sonra çık," diyor, "ve yeniden gir."
Yine onun tavsiyelerine uyuyorum; kısa bir süre sonra, kamışımın kolaylıkla içine girdiğini fark ediyorum. Tarifsiz bir zevk tadıyorum. Bu pozisyonun adı da eşsiz lokma imiş.
Dördüncü: Her zaman olduğu gibi yıkandıktan sonra, güzel âşığım bana yaklaşıyor. Okşamaları ve baştan çıkarıcı sözleri sayesinde hemen tahrik oluyorum. Bir kere daha bana arkasını sunuyor, tükürüğüyle ıslatıyor. Hemen kamışımı çıkarıyorum, kavrıyorum ve içine girmeye çalışıyorum, ama beceremiyorum. Ancak çok yavaş ve zorlukla içine girebiliyorum. Ve böylece sanki bir bakirenin kızlığını bozuyormuşum gibi müthiş bir zevk alıyorum. Bu şekilde aşk yapıyoruz ve boşalıyorum. Daha iyi bir pozisyon tanımıyorum, buna kâşif adı veriliyormuş.
Beşinci: Kısa bir dinlenme ve tabii yıkanma molasından sonra tekrar yanıma geliyor, dizlerinin ve ellerinin üzerinde eğiliyor.
"Önce kamışını ıslat sonra hafif hafif bana sürtmeye başla," diyor. "Sonra da kapıyı hızla açıp içeri gir."
Dediği gibi yaptım, boşalacağımı hissettiğim anda birden içine girdim ve işimi bitirdim. Bu yönteme utanmaz adam deniyormuş.
Altıncı: Yine sudan geçiyor ve bir süre dinleniyor, sonra yanı başıma geliyor. Ellerinin ve dizlerinin üzerinde duruyor ve kendisini ıslatıyor; kamışımı elime alıyorum ve tamamen içine giriyorum.
"Boşalacağını hissettiğin anda çık, sonra tekrar gir," diyor.
Tavsiyesini yerine getiriyorum; peş peşe birçok kez girip çıktıktan sonra kendimizi kaybediyoruz ve boşalıyoruz. Buna uzatmalı yarim deniyormuş.
Yedinci: Bu sefer, ayakta kalıyor, omuzlarını duvara dayıyor, karnını ileri uzatıyor.
"Ayakta kal ve aletini aşağıdan yukarı doğru içime sok," diyor. "Hiç durmadan içimde gel, git."
Dediğini yapıyorum, yarıktan içeri giriyorum; yükseliyorum, alçalıyorum, sonunda boşalıyorum. Buna ateşleme denirmiş.
Sekizinci: Bu sefer, boşalacağımı hissettiğimde geri çekiliyorum, o kendisi zorla içeri alınca boşalıyorum. Bu usule de esrarengiz adı veriliyormuş.
Dokuzuncu: Bana yaklaşıyor ve beni içine alıyor. Sonra, yavaşça, kendi çevresinde dönüyor, bana sırtını veriyor ve öne doğru eğiliyor. Kısa bir süre sonra boşalıyorum. Buna inci deniyormuş.
Onuncu: Bir köle satın aldıktan sonra, arzularımı doyuma ulaştırmak için onunla eve kapandım.
"Benim aşk yapma usulümü biliyor musun?" diye sordu.
"Bilmiyorum güzelim," dedim, "bana öğretme nezaketini gösterir misin?"
"Tahrik olduğun ve çiftleşmeye hazır olduğun anda âşığını sırtüstü yatır, baldırlarını kaldır, onun altına otur ve hançerini istediğin yere sapla. Sonra hazzın doruğuna ulaşıncaya kadar peş peşe sok, çıkar, sok, çıkar; bir süre sonra doyuma ulaşacaksın. Keyfine göre ister önden, ister arkadan girersin; ya penisini vajinanın içinde aşağıdan yukarıya doğru hareket ettirirsin ya da arka kapıdan girip aynı şeyi yaparsın."
Bu usule de artçı adı veriliyormuş.
Aşk sanatının prensi Koran Bey'in maceraları işte böyle.

Guy de Maupassant'ın Yüz Kızartan Tiyatro Yapıtı: "Türk Evi, Gül Yaprağı"
Şehvetli tatlarla dolu bu bölümü, bir Türk evine uğramadan, gül yaprağıyla simgelenen bu gizli mekânın gerçek çiçeklerini ziyaret etmeden tamamlamak olmaz.
Daha evvel Flaubert'in de "Duygusal Eğitim (Gönül ki Yetişmekte)"de imalı şekilde bahsettiği, 19. yüzyıl Paris'inde gerçekten var olan doğu ilhamlı "fena ev"deki rehberimiz Guy de Maupassant olacak. Merhametsiz bir rehber.
Artık, nazik girizgâhlara, tatlı özdeyişlere, yapmacık metaforlara paydos! Kartopu'nun, Madam Tellier'nin Evi'nin yazarı, genelevlerin müdavimi Maupassant, eski zamanların natüralizmini canlandırıyor ve bizi konunun kalbine, Sade ve Alfred Jarry arası bir yerlere sürüklüyor. Boğaziçi oldukça uzakta, biz burada çirkefin kıyısındayız. 3. Cumhuriyet sırasında, 1875 yılında yazılan ve şimdiye dek çok az sahnelenen bu tiyatro eserindeki cesaret her şeyi açıklıyor.
Beauflanguet çiftinin maceraları ve fahişe Raphaële'in sapkınlıkları bugün için suya sabuna dokunmuyor gibi görülebilir. Ama yüz yıl evvel, lağımcılar ve fahişeler tiyatronun vazgeçilmez kişileri değillerdi henüz.
"Gül yaprağı"nı kimin yazmış olduğu konusunda edebiyat âleminde uzun süre bir giz hüküm sürdü. Ama Maupassant'ın bir mektubu bu tartışmayı bugün artık aydınlatıyor ve kösnül gerçekçiliğin bu küçük başyapıtını ürettiği sıralarda Gide tarafından açıkça övülen bu eşsiz işçinin zihniyeti hakkında da peşinen bir fikir veriyor: "Birkaç arkadaşım ve ben tam anlamıyla şehvetperest bir eser sahneleyeceğiz. Bu eserin bizim olduğunu söylemeye bile gerek yok."
Edmond de Goncourt'un gazetesi, eserin 1877'de ressam Leloir'ın evindeki ikinci ve son sahnelenişine ilginç bir biçimde açıklık getirmişti. Söylendiği kadarıyla gösteri, tiyatro salonunda da sahnelendi; çünkü Zola ve Turgenyev'in yanı sıra sırtına incecik kadın hırkasına benzer bir şeyler geçirmiş bir halde oyunun yönetmenliğini üstlenen Flaubert de oradaydı. Üstelik, "Arrabal" ve "Ey Kalküta"dan bir asır önce. Bu "pisliğe" çok köpüren Goncourt, kadın rollerinin, mayolarında kocaman kadınlık uzvu resimleri olan genç travestiler tarafından canlandırıldığını anlatan bir yazı yazdı.
Böyle bir gösteri bugün sadece bıkkınlık veren eleştiriler ve göklere çıkaran övgüler yaratabilir, ve hatta benzerlerini çok görmüş izleyiciler tarafından dikkate değer bile bulunmaz. Buna karşılık, üstad Flaubert'in zift bağlamış pipoları ya da koca Maupassant'ın osuruğu gibi iğrenç, küstah, ama bir tütün tabakası kadar sert ve biraz da acımasız olan bu eseri okumak yerinde olur.
Şimdi "Türk Evi"nin kapılarını aralayalım. Bu randevuevi, kendi döneminin en iyilerinden. Bütün şatafatı ve dekorlarıyla doğu manyerizmi, bizim tiyatro adamlarımızın açık saçık üslubuna katılıyor. İşte buyrun sözcüklerin solgunluğunda, yorulmak nedir bilmez ve kıpır kıpır bir cinsellik.
TÜRK EVİ, GÜL YAPRAĞI
KİŞİLER
-
MICHE, muhabbet tellalı.
-
HOROZİBİĞİ, randevuevinin garsonu.
-
BEAUFLANGUET, Conville belediye başkanı.
-
LÉON, lağımcı.
-
Kambur.
-
Emekli yüzbaşı.
-
Genç adam.
-
İstihkâm eri.
-
Marsilyalı.
-
İngiliz.
-
RAPHAËLE, hayat kadını.
-
FATMA, hayat kadını.
-
BLONDINETTE, hayat kadını.
-
MADAME BEAUFLANGUET.
Sahne, Paris'te, bir randevuevinin salonu. Doğu işi duvar kaplamaları olan, üç kapılı, sağda ve solda divanlar bulunan bir salon.
1. SAHNE
MICHE, HOROZİBİĞİ
MICHE: Güzel! Her şey hazır mı Horozibiği?
HOROZİBİĞİ: Evet, mösyö.
MICHE: Hadi, çabuk, çabuk, aman ipin ucu kaçmasın; işler hiç bu kadar tıkırında gitmemişti.
HOROZİBİĞİ: Yeni ilanlarımız az önce geldi, mösyö. (Bir paket verir.)
MICHE: Oo! İyi. Bir an evvel, gizlice dağıtım işine koyulmalıyız.
HOROZİBİĞİ: Bana güvenin, mösyö.
MICHE: Şunlara bir bakalım. (Okur.) "Gül Yaprağı. Türk Evi, banyolu, möbleli odalar."
HOROZİBİĞİ: Dayalı döşeli.
MICHE: (Okuyarak) "Seçkin insanlar, emniyet, özenli hizmet ve tam gizlilik. Bu konak, her şeyiyle bir Türk evi gibi düzenlenip hazırlanmış, yüksek sosyetenin dikkatine sunulmuştur. Tüm lisanlar konuşulur."
HOROZİBİĞİ: Hiç fena değil. Bu çok soylu bir düşünce, patron.
MICHE: Kızlarımı da Türk gibi giydirdim. Daha ne olsun!
HOROZİBİĞİ: Bir Türk konağı, öyle her zaman kolay kolay bulunmaz; dahası, burjuvalar Türklere düşkündür.
MICHE: Böyle olmasaydı, valla bilmiyorum, bu işin içinden nasıl sıyrılacaktım.
HOROZİBİĞİ: Evde sadece üç kızımız var.
MICHE: Biri kıyafetlerini kaybetmiş.
HOROZİBİĞİ: Öbürü ziyaretçileri geldiğine pişman ediyor ve sinek avlıyor.
MICHE: Eli yüzü düzgün bir tek Raphaële var.
HOROZİBİĞİ: (Yakınarak) Aah! Raphaële, o da bütün bir hafta boyunca mesai yapacak.
MICHE: Kes artık.
HOROZİBİĞİ: Sevdiğiniz kızın bu hallere düştüğünü görmenin hoş bir şey olduğunu sanıyorsanız...
MICHE: Bunların hepsi budalalık; aslında benim yerimde gözün var değil mi? İyi de, böyle bir takım lüzumsuz duyarlılıklarla şu anki mevkini kaybetmeyi göze almamalısın. Hadi, ben gidip bakayım giyinmişler mi. (Çıkar.)

2. SAHNE
HOROZİBİĞİ, yalnız.
HOROZİBİĞİ: Aah! Raphaële! (Kanapeyi fırçalar.) Al işte, görmediğim bir leke daha. (Kanapenin üstüne bir leğen koyar ve lekeyi siler.) Tüh! Orospular, sanki birazcık dikkatli olamazlar. İşte, kaput kullanmayan biri daha. Ama doğru, her gece her gece aynı şey değil mi? (Bir çekmeceyi açar ve bir avuç kaput çıkarır.) Uf! Saat de üç olmuş. (Yavaş yavaş sayar.) Bir, iki, üç... (Bir tanesini kanla dolu bulur.) Of! Bunu asla temizleyemem... altı... yedi... on sekiz... İşte bu da patlamış. (Şöyle bir yoklar ve içine üfler.) Vah! Zavallı!.. Eğer onu Blondinette kullanmışsa, vay haline! (Bir diğerinin içine üfler.) Hah! Bu daha işe yarar, son bir defalık. Hadi bakalım; temizle, yıka, fırçala, sil, sabunla. Kim derdi ki, beş yıl evvel ben papaz okulundayken!
Aah! Sefil yaratık, beni ne hallere getirdin! Neden Tanrım, cüppelerimi ütüleyen bu küçük lanetli temizlikçi kızla karşılaştırdın beni ve neden onun yüzünden böyle kaputları ütüleyecek hallere düştüm! Pis iş, pis! Ah! Kadınlar, başımıza daha ne işler açacaklar! Bu lekeyi asla çıkaramayacağım. Doğrusu o benden daha berbat durumda. Aah! Raphaële, geçmişinden hiç pişmanlık duymadan, vicdan azabı çekmeden yaşıyor. Ve yine de onu seviyorum... İşte gözümden kaçan bir leke daha. Bugün çok dalgınım. Zavallı Horozibiği! Namussuzlar, bana Horozibiği ismini taktılar. Şimdi Peder Karthoroz diye çağrılmak vardı! Ah! Kadınlar, kadınlar!
3. SAHNE
HOROZİBİĞİ, LAĞIMCI
HOROZİBİĞİ: (Lağımcıya) Ne istiyorsunuz?
LAĞIMCI: Bo... bo... boşal...
HOROZİBİĞİ: Boşalmak mı istiyorsun?
LAĞIMCI: Tu... tu... tuvaletleri bo... boşaltacağım. La... la... lağımcıyım.
HOROZİBİĞİ: Sırası değil.
LAĞIMCI: He... he... hep bu... sa... saatte... temizlenir.
HOROZİBİĞİ: Ama burada değil, burada geceleri çalışılır.
LAĞIMCI: İşin bi... bi... bitmesini beklerim ben de.
HOROZİBİĞİ: Hadi hadi gidin. İmkânsız. Çekin arabanızı, canımı sıkıyorsunuz.
LAĞIMCI: (Öfkeli) Hayır, mösyö, canınızı sı... sı... sıkmıyorum. Tersine, sı... sı... sıkıntılarınızı gideriyorum.
HOROZİBİĞİ: Göreceğiz, mösyö, birazdan göreceğiz. Şimdi yallah. (Lağımcı çıkar.)
4. SAHNE
HOROZİBİĞİ, MICHE, MÖSYÖ VE MADAM BEAUFLANGUET
MICHE: (Büyük bir nezaketle selamlayarak) Elbette, mösyö. Fakat kiminle konuşmak şerefine nail oluyorum?
BEAUFLANGUET: Mösyö Beauflanguet, Conville belediye başkanı, ve eşim Madam Beauflanguet.
MICHE: Mösyö Léon'un tavsiyesi üzerine geliyorsunuz sanıyorum. Sizi temin ederim ki, evimde kalmaktan asla pişman olmayacaksınız.
BEAUFLANGUET: İyi bir otele geldiğimizi umuyorum, mösyö. İki yataklı ve banyolu bir oda verir misiniz?
MICHE: Tabii, mösyö, siz hiç endişelenmeyin.
BEAUFLANGUET: Ev sakin ve sessizdir değil mi?
MICHE: Çok sakin. Deliksiz bir uyku çekebilirsiniz.
BEAUFLANGUET: Ah! Sevgilim, sanıyorum, Mösyö Léon bizi buraya yollamakla çok iyi bir iş yaptı.
MICHE: (Horozibiği'ne) Madam ve Mösyö'ye sarı odayı göster.
5. SAHNE
MICHE, LAĞIMCI
MICHE: Ne istiyorsunuz?
LAĞIMCI: Ana... ana...
MICHE: Ne Anabella'sı? O bu diyarı terk edeli çook oldu.
LAĞIMCI: Hayır, ana... ana... anahtarlar... Tuvaletin anahtarları...
MICHE: Fakat, beyefendi, bu iş için sabahın dördünde gelmelisiniz. Tuvaletleri boşaltmanın sırası değil şimdi.
LAĞIMCI: Tamam, o sa... sa... atte başka iş a... almayacağım.
MICHE: Güzel. O zaman gelirsiniz, şimdi hadi...
LAĞIMCI: İn... in... sanları böyle kovmak... Çok acımasızca... (Miche onu iter ve lağımcı çıkar.)
6. SAHNE
MICHE, HOROZİBİĞİ
MICHE: (Elini koklayarak) Pöh! Pöh! Bu tür işleri yapması için insanların iyice midesiz olması lazım!
HOROZİBİĞİ: (Girer) Bu da ne demek? Bu, odaya çıkardıklarım nasıl insanlar öyle?
MICHE: Mösyö Léon gönderdi onları, o tam bir burjuvadır; çünkü burjuvalar da düzüşmek ister.
HOROZİBİĞİ: Mösyö biraz boynuzlu herhalde? Fakat nasıl halledeceksiniz? Aynasızlara dikkat etmeli.
MICHE: Umurumda değil. Adamı ve karısını yolacağım ya, sen ona bak, gerisi beni ilgilendirmez. Valla, iyi iş. (Ellerini ovuşturur.)
HOROZİBİĞİ: Ne mutlu adam! Keyfine diyecek yok. Tam balık bir iş.
MICHE: Ne diye balıktan bahsediyorsun sen? Dalga geçmeyin, rica ederim, Mösyö Horozibiği!
HOROZİBİĞİ: Ben mi? Asla, mösyö. (Öbür tarafa doğru...) Bir idamlığın evinde ipten söz edilmez.
7. SAHNE
MICHE, HOROZİBİĞİ, LÉON
LÉON: Merhaba Miche.
MICHE: Emrinize amadeyim, Mösyö Léon.
LÉON: Size yolladığım mösyö ve madamı görmüş olmalısınız. İşte o adamı kafeslemenin bir yolunu bulacaksınız.
MICHE: A ha! Sizin neden geldiğinizi anlıyorum. Hâlâ çok kurnazsınız. Saygılar efendim. Hiç fena değil... Ah şu burjuvazi!
LÉON: Ne demezsiniz! Onu buraya yollamak akılalmaz bir şey, biliyorum. Fakat onunla yatma isteğiyle yanıp tutuşuyorum, aklıma başka bir yol da gelmedi... Dostluğunuzun karşılığını göreceksiniz.
MICHE: Oh! Bana güvenin! Elimden geleni yapacağım, sağladığım imkânların size yeterli gelmemesinden üzüntü duysam da.
LÉON: Kızlarınız çok çekici, fakat biliyorsunuz, şık ve zarif bir kadın bambaşka bir şey. Kendini veren, teslim olan, sonuna kadar size ait olan bir kadın. İşte sahip olmak istediğim bu türden bir kadın.
MICHE: Vay be! Size esaslı biri gerek. Burjuva kadınları sizin için yanıp tutuşur. Netice itibarıyla, emrinizdeyim.
LÉON: Eğer bu iş olursa, biliyorsunuz, bugün buna yarın size... Şimdi, bana bir şişe şampanya ve söğüş tavuk getirin, açlıktan ölüyorum.
MICHE: Hayırlı işler. (Léon ve Horozibiği çıkarlar.)
8. SAHNE
MICHE, KAMBUR
MICHE: Bu hanımları tanıyor musunuz?
KAMBUR: Hayır, mösyö. Ama tanışmaya can atıyorum doğrusu.
MICHE: Onları buraya, yanınıza indireyim. (Çıkar.)
9. SAHNE
KAMBUR, yalnız.
KAMBUR: Randevuevi, en doğrusu böylesi. Şık ve zarif kadınların tadına baktım, ama artık yeter. Birine yakayı kaptırdın mı bir daha kurtaramazsın; sonra, bu aşüftelerle bir yığın numara kesmen, varını yoğunu ortaya koyman gerekir. Ben, şık, resmi giysilere bürünmeyi sevmiyorum. Sonra itibarları zedelenmesin diye bir sürü önlem almak zorundasındır, üstelik savrulan paranın haddi hesabı olmaz, oysa buradaki kızlar da her zaman naziktir. (Kızlar girer.)

10. SAHNE
KAMBUR, RAPHAËLE, BLONDINETTE, FATMA
KADINLAR: Merhaba mösyö.
KAMBUR: Hanımlar, size saygılarımı sunarım.
RAPHAËLE: Seçiminizi yapın, mösyö, çok sevimliyiz. Nasıl bir şey isterdiniz? Fettan, edepsiz...
KAMBUR: Sevimli olduğunuzdan hiç şüphem yok hanımlar, hiç şüphem yok. Ben de sizi sevindireceğim. Göreceğiniz şeyi tahmin bile edemezsiniz.
RAPHAËLE: Çok mu sevimli bu küçük şey! Uslu mu, yaramaz mı! Hadi, karar verin. Birimizi seçin.
KAMBUR: Kararsızım.
RAPHAËLE: Yerinizde olsaydım, hiç düşünmeden karar verirdim.
KAMBUR: Nasıl yani?
RAPHAËLE: Raphaële'i alırdım.
KAMBUR: Ah! Çok hoş, çok hoş.
RAPHAËLE: Karar verene kadar bir şey içmek ister misin?
KAMBUR: Oh! Teşekkürler, susamadım. Yemekten önce bir şey içmem.
FATMA: Bu aşk öyle hoş ki! Hadi, seçimini yap Apollon'um.
KAMBUR: Beni utandırıyorsunuz.
FATMA: Notre Dame'ın yakınlarında oturuyor olmalısın sen...
KAMBUR: O niye?
FATMA: O meşhur kambur sen değil misin yoksa?
KAMBUR: (Gücenmiş) Sen de Asnières'densin galiba.
FATMA: O niye?
KAMBUR: Büyük Kanal'da ölü fare yutmuşa benziyorsun.
FATMA: Yok deve! Kes artık.
KAMBUR: (Raphaële'e) Sen bana uyarsın, iyi bir kıza benziyorsun, dahası bunun gibi değilsin.
RAPHAËLE: Dahası, özel yeteneklerim var.
KAMBUR: İşime gelir. Çünkü her şeyi eksiksiz isterim.
RAPHAËLE: Gel, bana o şeyini nasıl istersen öyle koy.
HOROZİBİĞİ: (Bıkkınlıkla girer) Her zaman Raphaële. (Kambur'a) Bir koruyucu gerekir mi?
KAMBUR: Faydası var, zararı yok. (Kaputları yoklar.)
HOROZİBİĞİ: Mösyö hesabı ödemek ister mi? (Kambur öder.) Mösyö garsonu da unutmayacak herhalde.
KAMBUR: Sakin ol, böyle bir suratı asla unutmam. (Raphaële'le birlikte çıkar. Horozibiği umutsuz bir hareket yapar.)
11. SAHNE
MICHE, HOROZİBİĞİ, FATMA, BLONDINETTE, MADAM BEAUFLANGUET
HOROZİBİĞİ: (Miche'nin ellerine para sıkıştırarak) Madam Raphaële'e bir çentik.
MADAM BEAUFLANGUET: Mösyö Léon'un sesini duyar gibi oldum.
MICHE: Evet madam, az önce geldi ve sanırım sizi gördüğüne çok memnun olacak.
MADAM BEAUFLANGUET: Kocam, daha eşyalarımızı yerleştirirken yattı ve uyudu. Kuzenini görmesi için uyandıracağım onu.
MICHE: Siz zahmet etmeyin, ben zaten oraya gidiyorum.
MADAM BEAUFLANGUET: (Fatma ve Blondinette'i fark ederek) A a! Bu hanımlar, ne kadar tuhaf kostümler!
MICHE: (Kulağını kaşıyarak, öbür tarafa doğru) Aman, Tanrım! (Yüksek sesle) Evet, Madam, hemen açıklayayım. Bu hanımlar Türk elçiliğine ait, ekselansları sayın büyükelçi hareminin korunması için bana güvenmeyi tercih etti.
MADAM BEAUFLANGUET: Ah! Bu hanımlar Türk, ama konuştukları lisan...
MICHE: Tüm lisanları konuşabiliyorlar. (Öbür tarafa doğru) Huhh! (Yüksek sesle) Ah! Pardon, yani sizin gibi, benim gibi Fransızca konuşuyorlar.
HOROZİBİĞİ: (Girer) Mösyö Miche, şu kambur vardı ya, Matmazel Raphaële'le kavga ediyor.
MICHE: Ah! Hıyar herif! Bekle beni. (Çıkar.)
12. SAHNE
AYNI KİŞİLER, MICHE HARİÇ
RAPHAËLE: (Girer, kendi kendine) Bu hayvan, külotunun içine boşaldığı bahanesiyle, bahşiş vermek istemiyor. (Parayı çorabının içine koyar. Madam Beauflanguet'i fark eder.) Al bir yenisi daha. (Madam Beauflanguet onu selamlar.) İşlemleri tamamladın mı?
MADAM BEAUFLANGUET: Hanımlar, haremlerden bahsedildiğini çok duydum, ama gezme imkânım asla olmadı.
RAPHAËLE: Ah! İlk defa mı geliyorsunuz bir eve?
MADAM BEAUFLANGUET: Bir Türk evine... Evet, madam.
RAPHAËLE: Oysa bu dünyada görmediğiniz şey kalmadı ha...
MADAM BEAUFLANGUET: Ah! Evet madam.
RAPHAËLE: Bütün pozisyonları denediniz mi?
MADAM BEAUFLANGUET: Hayır. Mösyö Beauflanguet asla pozisyonunu değiştirmedi. Hep aynı mevkide kaldı.
RAPHAËLE: Kim bu Beauflanguet? Böyle bir pezevenk tanımıyorum.
MADAM BEAUFLANGUET: Pezevenk? Bir Türk ismi olmalı.
RAPHAËLE: Gül yaprağını iyi yapar mısınız?
MADAM BEAUFLANGUET: Gül yaprağı? (Öbür tarafa doğru) Ah! Evet, Türk reçelleri. (Yüksek sesle) Ondan hiç yemedim. (Kızlar gülmeye başlar.)
FATMA: Gül yaprağını bilmiyor! O halde ne işi var burada?
RAPHAËLE: Peki ya domuz tuzlaması?
MADAM BEAUFLANGUET: Ah! Evet, o.
RAPHAËLE: Mutfak emzirme nasıl olur biliyor musunuz?
MADAM BEAUFLANGUET: Evet.
RAPHAËLE: Postillon şarabı, kopil, altmış dokuz, tembel kız, el arabası.
MADAM BEAUFLANGUET: (Şaşkın) Evet bu şeyleri biliyorum. (Öbür tarafa doğru) Türk kadınları ne garip sorular soruyorlar! Bir de bana odalıkların kara cahil olduklarını söylerlerdi.
RAPHAËLE: Kedi kabartmayı bilir misiniz?
MADAM BEAUFLANGUET: Oh! Kedilere bayılırım.
RAPHAËLE: Eh! Güzel, mademki aynı şeylerden zevk alıyoruz, size benimkinden ikram edeceğim.
MADAM BEAUFLANGUET: En çok istediğim şey. Bir kedim yokken çok yalnızım.
RAPHAËLE: (Onu okşayarak) Birbirimizi iyi anlıyoruz, tatlım.
MICHE: (Horozibiği'yle birlikte girer) Madam, Mösyö Léon sizi bekliyor.
MADAM BEAUFLANGUET: Ve kocamı elbette!
MICHE: Endişelenmeyin, ona haber verdim. (Madam Beauflanguet ve Horozibiği çıkar.)
13. SAHNE
RAPHAËLE, MICHE, FATMA
MICHE: Hadi çocuklar, bugün size anlatacağım bir şey var. Önemli bir savaş veriyorum ve emin olun kalemi savunacağım.
FATMA: Ah! Ne güzel, siz çok iyi kalplisiniz.
MICHE: Önemli değil. Açıklamanın tam sırası. Haydi, dinleyin beni, burada bir iki saat meşgul olmam gereken özel bir kişi var. O meymenetsiz burnunu buraya sokmaya kalkarsa, onu bana bırakın; ne olursa olsun dışarı çıkmaması lazım, anladınız mı? İşin ucunda iyi para var; herkese bol bol yetecek kadar... Eğer kabalık yaparsa, çaresine bakarız.
RAPHAËLE: Merak etmeyin.
HOROZİBİĞİ: (Girer) Dünya varmış. Yüzbaşı.
14. SAHNE
AYNI KİŞİLER, YÜZBAŞI
MICHE: Tamam, oturun çocuklarım. Küçük, eşsiz bir tablo gibi.
YÜZBAŞI: Güzel! Çocuklar, peki ya servis? İş yerinde her zaman ciddiyet gerekir.
RAPHAËLE: Her zaman general.
YÜZBAŞI: (Bir kılıç hareketi yaparak) Küçük bir saldırı için herkes hazır mı?
RAPHAËLE: Kesinlikle general, o şeref size ait.
YÜZBAŞI: Benim bir şey yapmaya niyetim yok.
RAPHAËLE: Söz dinleyin biraz.
YÜZBAŞI: Koruyun kendinizi! (Kızlar onun etrafını sararlar ve mıncıklarlar.) Tamam, keselim, biliyorsunuz ki böyle şeylerden hoşlanmam. Benim tahrik olmaya ihtiyacım yok; sizin o toy delikanlılarınıza, o küçük cesetlerinize benzemem ben.
FATMA: Hadi general, seçiminizi yapın.
YÜZBAŞI: Görelim bakalım, sıraya girin. (Sesini yükselterek) Manga, koruyun kendinizi!
RAPHAËLE: Mıncıklayın, general.
YÜZBAŞI: Sağdan hiza, kımıldama! Manga, sağa dön. İlk kıç, güzel. Manga, sağa dön. Bir numara, üç adım öne, marş!
RAPHAËLE: (Üç adım öne gelir) Seçiminiz için teşekkürler general.
HOROZİBİĞİ: (Öbür tarafa doğru) Yine Raphaële! (Yüzbaşı'ya) Parola, generalim. (Yüzbaşı para öder.) Kılıcınıza bir kın arzu eder misiniz?
YÜZBAŞI: (Horozibiği'nin verdiği kaputu reddederek) Asla. Benim işime yarar mı bu alet? Hücuma geçerken kılıç kınında durur mu hiç?
HOROZİBİĞİ: Hücum!

15. SAHNE
FATMA, BLONDINETTE, HOROZİBİĞİ, MICHE
HOROZİBİĞİ: Madam Raphaële'e bir çentik.
MICHE: Raphaële iyi iş tutuyor.
FATMA: Amma şanslı, sokak orospusu!
BLONDINETTE: Şans yalnızca onun yüzüne gülüyor.
FATMA: Bütün kazandığını midesine indiriyor.
HOROZİBİĞİ: İçinizde onunla baş edecek biri var mı?
FATMA: Besili ineğin pazar yerinde kendini göstermesi kolay olur derler.
HOROZİBİĞİ: Sus, şu sıskalığına, şu kürdan gibi bacaklarına bakmadan! Sen insanlara sarıldığında, baston değmiş gibi oluyorlar.
MICHE: Hadi, kesin artık. İkinizden başka kimsem olmasaydı, durumum berbat olurdu. Burayı Raphaële tek başına ayakta tutuyor.
HOROZİBİĞİ: Mösyö yeteneğin hakkını veriyor.
FATMA: Ece! Hadi oradan, dangalak!
HOROZİBİĞİ: Sende ondaki kadar yetenek olsa, o zaman konuşabilirdin.
FATMA: Yetenek? Sanki benden daha iyisi olabilirmiş gibi.
HOROZİBİĞİ: Senin yaşından gelen bir tecrüben var, biliyorum, belki de Mathusalem'le bile yattın.
MICHE: Hadi, kapayın çenenizi, bitmiyor mu artık bu gürültü?
FATMA: Bana hakaret eden o, yine havalara girdi.
MICHE: (Fatma'ya) Çeneni kapamak istemez misin!
HOROZİBİĞİ: Niye Raphaële'i çekiştiriyor bu pis şirret?
MICHE: (Horozibiği'ne) Sıktın artık.
FATMA: Bu Allah'ın cezası orospudan söz ederken niye kibar olacakmışız ki?
HOROZİBİĞİ: (Sinirli) Böyle konuşmaya devam et de, yumruğu suratına indireyim.
FATMA: Sen?
HOROZİBİĞİ: Evet, ben.
MICHE: (Onları ayırarak) Görelim nasıl çeki düzene giriyorsunuz, sizi gidi ipsizler!
HOROZİBİĞİ: Mösyö haklı. Öfke baldan tatlıdır, bir anda aklınız başınızdan gidiyor. Alçakgönüllülükle itiraf ederim ki, bütün kabahat bende; iyi örnek olmak zorunda olan benim burada. Fatma, bana elini verir misin? Hataları bağışlamasını bilelim ve kendimize yapılmasını istemediğimiz şeyi başkasına da yapmamamız gerektiğini unutmayalım. Komşumuzun arkasından konuşmak yerine şuna çaba sarfedelim...
FATMA: (Gülerek) Hay Allah kahretsin! İşte peder yine vaaza başladı. Bok!
MICHE: Dikkat! Gelen var.
16. SAHNE
AYNI KİŞİLER, RAPHAELE, ARDINDAN MARSİLYALI
RAPHAELE: (Geri döner) Hele şükür! İşte sevdiğim bir adam; iki arada bir derede işini becerir.
MARSİLYALI: (Girer) Merhaba güzellerim.
KIZLAR: Buyrun girin, çok sevimliyiz, çok edepsiz, çok fettan.
MARSİLYALI: Eh! Biliyorum, bunun için buradasınız, aynen! Yok bir de edepli olacaktınız. O zaman sizi görmeye kimse gelmezdi ki, ah yavrum! (Kızlar onun çevresini sararlar.)
RAPHAELE: Seçiminizi yapın, bir tanem.
MARSİLYALI: Eh! Biliyorum da, nasıl seçeceğimi bilmiyorum, hepiniz birbirinizden güzelsiniz, aynen! Çok kararsızım. Hepiniz çok tatlısınız.
RAPHAELE: Ben sizin yerinizde olsam, kararsız olmazdım.
MARSİLYALI: Ne?
RAPHAELE: Raphaële'i seçerdim.
MARSİLYALI: Raphaële sizsiniz, bahse girerim; parçaları bir göreyim bakalım, aynen!
RAPHAELE: Geliyor musunuz?
MARSİLYALI: Ve ne yapmamı istiyorsunuz? Sadece oraya küçük parmağımı sokamayacağım. Hah şöyle, Marsilya'da Canebière'i bilmiyor musunuz? Orada güzel kadınlar var. Onlarda daha büyükleri var şapkam kadar, dağlara taşlara! Ve en sonunda, içlerine alırlar, aynen.
MICHE: Hadi oradan, dalgacı; orayı, Canebière'i biliyoruz; sanki Marsilyalıların malafatları diğerlerinden daha güçlüymüş gibi!
MARSİLYALI: Marsilyalı malafatı, anlıyor musun! Bir geminin cıvadrası gibi. Eh! Enayi dümbeleği! Bacağınızın arasına ondan bir tane alırsanız, vay halinize, dağlara taşlara!
MICHE: Aynen öyle.
MARSİLYALI: Hem de onu içeri almak için koca bir kıçınız olduğunu hesaba katmadan. Bir Marsilyalının malafatı, bakın, size söylüyorum; benimki bir kalktı mı, dehşet olurum, sürekli kalkık gezerim, aynen! Bir seferinde, anlıyor musun, bir kadınla yattım, ah garibim, bir posta gittim, iki gittim, üç etti, bir daha derken, aralıksız on sekiz seferden sonra durdum, tamam mı, bir baktım kadın eşek cennetini boylamış. Benim malafat onun karnını yarıp geçmişti. Doktor cesedi inceledi ve gördü ki benim malafat boğazına girdiği için kadın boğulmuş.
FATMA: Eh sağ olun yani! Ben senle nah yatarım, sen ancak avucunu yalarsın.
MICHE: (Dalga geçerek) Eh güzel, ve ben, bendeniz; bir gün, bir yangın anında, alevler içindeki bir evin dördüncü katına çıktım. Kurtarılacak dört insan vardı. Kocayı sırtıma aldım, babayı sağ elime, anayı sol elime; geriye kadın kaldı, ne yapmalı? Ben de ata bindirir gibi benim malafatın üstüne bindirdim ve merdivenleri inerken, durmaksızın dört kere yaptım onu, her katta bir sefer.
HOROZİBİĞİ: Bakın, mösyönünki bir dikilitaş gibi kalktı.
MARSİLYALI: Dikilitaş mı! Ben ona avans veririm be! Bir keresinde evlenmek zorunda bile kaldım ki...
RAPHAELE: Ah! Evli misiniz?
MARSİLYALI: Dul olmaktan gurur duyarım. Benim karı beni her zaman tahrik ederdi, öyle bir kur yapardı ki, mesela gece odama döndüğümde oturağıma işemek isterdim, ama imkânı yok, benim malafat aynen havada, işesem bütün tavan ıslanacak, işe bak! Siz olsaydınız ne yapardınız?
HOROZİBİĞİ: Ben bilmem.
MICHE: Pencereden işerdim.
MARSİLYALI: E komşular ne olacak? Ben, benim malafatı şöminenin içine sokardım hep ve yukarı, çatıya işerdim.
MICHE: Eh güzel! Size ondan bir tane göstereceğim ki asla böylesini görmemişsinizdir. İçine saman doldurduğum büyükbabamın malafatı. Bu bana kalan tek şey ve göreceksiniz ailemde ne organlar vardı. (Horozibiği'ne) Git şu örtüyü kaldır. (Horozibiği fondaki perdeleri açar. Duvarda asılı kartondan devasa malafat belirir.)
MARSİLYALI: Ah! İtiraf ederim ki böylesini asla görmedim. Kalktığı zaman daha da iyi olmalı. (Duvardaki aleti selamlar.)
MICHE: Hanımlar, cazibenizin gücüyle, ona ilk günkü kudretini geri verin. (Kızlar tavuskuşu tüyleriyle büyücü hareketleri yaparlar ve Mısır çengisi adımlarıyla, aletin etrafında dans ederler. Horozibiği, mekanik bir kol yardımıyla ona ereksiyon pozisyonu aldırır.)
MARSİLYALI: Ah! Artık tutamıyorum! Vay, vay, aman Allahım!
HOROZİBİĞİ: Raphaële! İmkânsız, şimdi patlatacak!
RAPHAELE: Amma aptalsın, ben daha neler gördüm. (Miche çıkar. Horozibiği ve kızlar onu takip etmek isterler.)
MARSİLYALI: Kızların hepsini yapacağım be. (Horozibiği'ne kartondan yapılmış aleti göstererek) Sen kal, kart herifi götüreceksin. Siz, orospular, şöyle bir dizilin karşımda. (Raphaële'i sıkıştırır.)
HOROZİBİĞİ: (Manivelayı kaldırarak) Ah! Zavallı, ne işkence! Bu bana kilise çanlarını çaldığım zamanları hatırlatıyor. Ah! Raphaële! Ne işkence! Elimden gidiyor. Sonra da benimle artık yapmak istemeyecek. (Marsilyalı düzüşürken osurur.)
RAPHAELE: Allah'ın belası Marsilyalı! Hep işin dalgasında.
MARSİLYALI: Her şey beni güldürüyor. Beceremiyorum.
RAPHAELE: Hadi.
MARSİLYALI: Eh! Hayır, beceremiyorum. Ben nasıl böyle yaparım bilmiyorum. İlk defa başıma geliyor.
RAPHAELE: Bütün palavraların boşa gitti.
MARSİLYALI: Eh güzelim, olduğu kadar. (Malafatına bakar.)
RAPHAELE: Bu doğal değil, neyin var, domuz? Frengilisin sen.
MARSİLYALI: Hiçbir şey değil, bu doğuştan.
HOROZİBİĞİ: (Dehşet içinde, ona bir leğen getirir) Hadi yıkan, çabuk ol.
MARSİLYALI: Hanımlar, sizleri selamlıyorum.
KIZLAR: Bizim bahşişler ne olacak, bahşişlerimiz?
MARSİLYALI: Ne? Sizi gidi boktan orospular, canımı sıkıyorsunuz; ne yaptınız ki, para istiyorsunuz? (Herkese doğru) İlk defa başıma geliyor. (Kaçar.)
RAPHAELE: Ah! Defol, ölü taşak! Canebière devesi!
17. SAHNE
MICHE, MÖSYÖ BEAUFLANGUET
MÖSYÖ BEAUFLANGUET: Madam Beauflanguet'i gördünüz mü?
MICHE: Pardon mösyö, bir ara buradaydı. Şu anda kendisi bu hanımların özel dairesinde; Ekselansları Türk büyükelçisinin rızasıyla, ziyaret iznini ben verdim.
MÖSYÖ BEAUFLANGUET: (Kızları fark ederek) Ah! Bu hanımlar!
MICHE: Ekselanslarının haremi.
MÖSYÖ BEAUFLANGUET: Ah!
MICHE: Size söylemeliyim ki, elçilik daireleri henüz tanzim edilmedi, Ekselansları hareminin korunmasıyla beni görevlendirdi.
MÖSYÖ BEAUFLANGUET: Hanımlar, gerçekten mahcubum. Bu ilerlemiş saatte sizinle karşılaşma şerefine erişeceğimi ummuyordum. Yalvarırım, beni affedin, kıyafetimdeki saygısızlıktan ötürü. (Üzerinde bir robdöşambr vardır.)
MICHE: Hiç gereği yok, Ekselansları da asla bundan daha kapalı değildir, hatta genellikle daha az giyiniktir.
MÖSYÖ BEAUFLANGUET: (Kıkırdayarak) Bunun için de Ekselanslarının şansına sahip olmak gerekirdi. Doğrusu canıma minnet!
RAPHAËLE: (Gülerek) İşte küçüğüm!
MÖSYÖ BEAUFLANGUET: (Şaşkın) Ne?
MICHE: Şaşırmayın, mösyö. Anlamalısınız ki asla Ekselanslarından başka bir erkek görmeyen bu hanımlar, her bakımdan serbestçe davranmaya alışkınlar ve bu yüzden, böyle davranmalarının bir sakıncası yok.
MÖSYÖ BEAUFLANGUET: Doğru. (Dehşetle) Ama hareme giren her kişinin kafasının acımasızca kesildiği söylenir. İnanın mösyö, bunu dalgınlıkla yaptım. (Gitmek ister.)
MICHE: Evet mösyö, bu dediğiniz Türkiye'de olur, ama Fransa'da daha o kadar sert değil. Zaten bu hanımlar bana emanet edildi, tüm sorumluluk benim üzerimde. En azından, ilk defa böyle bir durum baş gösteriyor ve sizin gönül yüceliğiniz sayesinde ben de insaflı davranacağım.
MÖSYÖ BEAUFLANGUET: Fakat, ona bundan bahsedecek olsaydınız? Ne yapardı?
MICHE: Türk otoritelerinin cezalandırmasına maruz kalırdınız.
MÖSYÖ BEAUFLANGUET: Ne yaparlardı, Türk otoriteleri?
MICHE: Kafanızı keserlerdi, mösyö.
MÖSYÖ BEAUFLANGUET: Aman Tanrım! (Öbür tarafa doğru, önünde eğilen Miche'ye iki altın verir.)
MICHE: Eğer arzu ederseniz mösyö, bu hanımlarla özel olarak konuşabilirsiniz. Sizi onlarla bir an için yalnız bırakacağım; biliniz ki kör ve dilsizim.
MÖSYÖ BEAUFLANGUET: Çok iyisiniz mösyö. Haremdeki hayatın detaylarını öğrenmek beni gerçekten mutlu edecek. (Öbür tarafa) Bu kostüm, tam bir Türk kostümü. Fransa'da böylesi bulunamazdı.
MICHE: Şimdi çekiliyorum; biraz serinlemeyi arzu ederseniz, beni çağırın lütfen.
MÖSYÖ BEAUFLANGUET: Bu hanımların ne tür içki içme alışkanlıkları var? Mutlaka çiçek esanslarından çeşitli şerbetler olmalı.
MICHE: Kesinlikle. (Horozibiği'ne) Üç bocks servisi ve Raphaële için bir kadeh schnick!
HOROZİBİĞİ: Tamamdır, derhal!
18. SAHNE
KIZLAR, MÖSYÖ BEAUFLANGUET
MÖSYÖ BEAUFLANGUET: Hanımlar, inanmanızı isterim ki en içten ve en saygılı köleler bile böyle eğilmemiştir önünüzde.
RAPHAËLE: Çok naziksin sen, ama biraz salak görünüyorsun! Hadi, geç şuraya. Sana ne yapalım istersin?
MÖSYÖ BEAUFLANGUET: (Raphaële'le Fatma'nın arasına oturur) Türkiye, harikulade bir ülke. Kuleleriyle, minareleriyle, haremleriyle, el değmemiş ormanlarıyla...
RAPHAËLE: Ne, ne! El değmemiş mi? El değmemişleri burada bulamazsın, canım.
MÖSYÖ BEAUFLANGUET: (Kıkırdayarak) Anlaşılan Ekselansları Büyükelçi ormanlık alanları tarıma açtı, bu yerinde bir iş. Ben, Conville belediye başkanıyım.
FATMA: Ne demek oluyor bu?
MÖSYÖ BEAUFLANGUET: Normandiya'daki Conville'in belediye başkanı; sizin ülkenizde dendiği gibi, paşa. Evet öyle, paşa. Conville Paşası.
RAPHAËLE: Ne yapmamızı istiyorsun? (Bir taraftan Raphaële, diğer taraftan Fatma, onu mıncıklarlar.)
MÖSYÖ BEAUFLANGUET: (Hafifçe sıçrayarak, öbür tarafa doğru) Ne macera! Belli ki beni çok beğendiler. (Yüksek sesle) Ah! Hanımlar... Ben... (Öbür tarafa doğru) Kudurmuş bu Türkler!
HOROZİBİĞİ: (Siparişlerle girer ve neredeyse elindekileri düşürecek gibidir) Yine Raphaële! Asla alışamayacağım! (Kadehleri masanın üzerine bırakır ve çabucak çıkar.)
MÖSYÖ BEAUFLANGUET: (Kalkarak) Ah hanımlar, bundan sonra gayet... (Mutfak emzirmesine girişen Raphaële'i tutar.) Resmen zina yapıyorum, ama, pöh! Alt tarafı bir Türk.
HOROZİBİĞİ: (Kapıda) Dikkat! Biri geliyor. (Mösyö Beauflanguet sıçrayarak kalkar ve pantolonunu giyemeden kaçar.)
19. SAHNE
KIZLAR, GENÇ ERKEK
KIZLAR: İçeri gir, cici çocuk, küçük yavrum, küçük sevgilim! Çok edepsiz, çok fettanız; hadi gel, tatlım, gir içeri.
HOROZİBİĞİ: Girin mösyö, bu kadınlar çok sevimlidir.
GENÇ ADAM: (Kapıda durur) Canım isterse girerim, rahat bırakın beni.
KIZLAR: Çok edepsiz, çok fettanız.
HOROZİBİĞİ: Girin mösyö, memnun kalacaksınız.
KIZLAR: Çok edepsiz. Girin ama artık, hadi girin. (Genç adam hiçbir şey söylemeden gider.)
KIZLAR: (Hepsi birden) Defol git, ne halin varsa gör!
MICHE: (Girer) Ee, ne oldu?
HOROZİBİĞİ: Gitti.
MICHE: Böyle orospularla işim iş benim. Şimdi de bakıyorum, insanları çekip gitsinler diye uğraşıyorsunuz. Bu işin sonu kötü olacak.
HOROZİBİĞİ: İşte bir asker, girmesine müsaade edelim mi?
MICHE: Görmek gerek. Belki paralıdır. Her şeyi deneyin ve gözünüzü iyice açık tutmaya bakın.
20. SAHNE
KIZLAR, HOROZİBİĞİ, İSTİHKAM ERİ
İSTİHKAM ERİ: Çıkmak ister misiniz?
KIZLAR: Kimle ama? Ben? Ben? Seçin, yakışıklı, çok edepsiziz, çok fettan.
İSTİHKAM ERİ: Ah! Seçmek umurumda değil. Bu iş için al birini vur ötekine.
RAPHAËLE: Aynı şey ama, seçiminizi yapın, delikanlı adam, Raphaële'i götürün.
FATMA: Fatma'yı götürün.
BLONDINETTE: Blondinette'i götürün.
KIZLAR: Çok fettanız, çok edepsiz.
İSTİHKAM ERİ: Dedim ya, benim için yol kapıya çıkar.
KIZLAR: Sen bizi enayi mi sandın!
İSTİHKAM ERİ: Kadınlar zaten salaklıklarını gizlemeyi bile akıl edemezler.
RAPHAËLE: Hadi ama, geliyor musunuz?
İSTİHKAM ERİ: Bu kadar istediğinize göre, tombulum, sizi memnun edeyim bari...
HOROZİBİĞİ: Hep Raphaële, hep Raphaële! Asker ağa, paralar peşin.
İSTİHKAM ERİ: Tamam, tamam. (Bir köşede mendilini çıkarır ve içinden para alır.)
HOROZİBİĞİ: Hadi asker ağa!
İSTİHKAM ERİ: Nasıl da boyun eğiyorum her isteğinize. Alın bakalım yirmi metelik.
HOROZİBİĞİ: Yirmi metelik! Dalga mı geçiyorsunuz!
İSTİHKAM ERİ: Yarısı oda için, yarısı da kız için.
HOROZİBİĞİ: Ama burada oda için beş frank alınır.
İSTİHKAM ERİ: Yani yüz metelik, oda için öyle mi! Ama Courbevoie'de oda on meteliktir, sonra da eğer istersen, sana iyi muamele çeken kıza verirsin.
HOROZİBİĞİ: İyi de, burada beş frank.
İSTİHKAM ERİ: O kadar yok bende, verin paramı geri.
HOROZİBİĞİ: Buyurun bakalım yirmi papelinizi.
İSTİHKAM ERİ: Geceleri içine işediğiniz kavanoz gibi bir şey de mi yok?
HOROZİBİĞİ: Bir oturak! Buyurun.
İSTİHKAM ERİ: (Raphaële'e) Bunun içine birkaç damla işeyecek kadar nazik olmalısınız.
RAPHAËLE: Neden? (İşer.) Alın işte. (İstihkam eri kavanozu alır ve pantolon düğmelerini çözmeye hazırlanır.)
HOROZİBİĞİ: Ne yapacaksınız?
RAPHAËLE: Otuz bir çekecek galiba.
İSTİHKAM ERİ: Benimkine biraz çorba içireceğim, mademki burada et çok pahalı.
HOROZİBİĞİ: Hadi, hadi, bırakın onu, para ödemek istemiyorsanız çıkın buradan.
İSTİHKAM ERİ: Yüz metelik, öyle mi! Anasının nikâhı. (Çıkar.)

21. SAHNE
MICHE, KIZLAR, HOROZİBİĞİ
MICHE: Ne oldu, ne var?
HOROZİBİĞİ: Courbevoie'deki gibi sadece on metelik ödemek isteyen bir asker. (Öbür tarafa doğru) Raphaële için on metelik ha!
RAPHAËLE: (Miche'ye) Mösyö, beş dakikalığına odalarımıza çıkabilir miyiz?
MICHE: Madem istiyorsunuz hadi o zaman, odalarınıza; ama çağrıldığınızda hemen inmeye hazır olun. (Horozibiği'nin ardından çıkarlar.)
22. SAHNE
MICHE, yalnız.
MICHE: Bir yenilgi daha! Bu gece hiçbir şey yolunda değil. Eğer Mösyö Léon'un işi olmasaydı, masrafları çıkaramayacaktım. Sık sık böyle işler çıkmasa, bugünden tezi yok köye dönerdim. Param olunca Bezons'da bir ev satın alacağım ve bütün gün kürek çekeceğim; artık yalnızca denizde yaşayacağım, bu beni değiştirecek.
23. SAHNE
MICHE, İNGİLİZ
İNGİLİZ: Selam mösyö.
MICHE: (Öbür tarafa doğru) Ah! Bir İngiliz, iyi iş.
İNGİLİZ: Ben istiyorum sizin işletmenizi gezmek.
MICHE: Hizmetinizdedir, mösyö.
İNGİLİZ: Ben geldim sizin museum görmek.
MICHE: Ha?
İNGİLİZ: Museum.
MICHE: Fakat mösyö, benim müzem yok.
İNGİLİZ: Siz var Mösyö Miouchett olmak.
MICHE: Miche.
İNGİLİZ: Oh, yes! Very good, Miche. Ben geldim sizin doğum yapan mumya kadın figürleri müzenizi görmek, alkol içindeki minik kalçalar... Benim arkadaşlarım, çok iyi insanlar, çok matrak insanlar, dediler bana, sizin yeriniz, Mösyö Miouchett.
MICHE: Miche.
İNGİLİZ: Oh yes! Very good, Miche.
MICHE: (Öbür tarafa doğru) Oh! Ne akıl! (Yüksek sesle) Size söyleyeyim. Benim bir mumya müzem var, ama henüz açık değil.
İNGİLİZ: Açık?
MICHE: Evet, yani hazır değil, düzenlenmiş değil, biraz zaman istiyor.
İNGİLİZ: Oh! Acelem yok benim.
MICHE: Dahası, bana çok masraf yüklüyor. Sırf cömertliğinize sığınarak, size onu gösterebilirim.
İNGİLİZ: Oh! İstediğinizi ödeyeceğim size. Bakın. (Cebinden para çıkarır, Miche hepsini alır.) O hoo! Çok pahalı oldu. (Öbür tarafa doğru) Ama göreceğim. Fransa'da istediğim her şeyi görmek ben; çok pahalı, ama yine de ben görmek.
MICHE: Güzel, isterseniz küçük salona girin, her şey hazır olunca sizi çağıracağım.
İNGİLİZ: All right. Mersi, Mösyö Miouchett.
MICHE: Miche.
İNGİLİZ: Oh yes! Very good, Miche.
24. SAHNE
MICHE, ARDINDAN KIZLAR
MICHE: Çok kazançlı bir iş var. Orada ona bir mumya müzesi göstermemi isteyen bir İngiliz bekliyor. Kanapelere ve iskemlelere oturun ve sakın kımıldamayın; sabit ve hareketsiz. (Anatomi müzesinde mumya figür pozu verdirterek onları oturtur.) İşte, bu kadar! Güzel! Kımıldamayın. Onu getireceğim.
25. SAHNE
AYNI KİŞİLER, İNGİLİZ
İNGİLİZ: (Kızları süzerek) Ooo! Çok güzel, çok güzel, çok, çok natürel, çok natürel, all right, all right!
MICHE: Bütün figürlerin kalıpları asıllarına uygun olarak çıkarıldı. İnsan vücudunun tam manasıyla yeniden tasviri. Görüyorsunuz ki hiçbir kusuru yok.
İNGİLİZ: (Raphaële'e yakından bakarak) Oh! Yes. (Uzaklaşarak) Kokusu bile var.
RAPHAËLE: (Öbür tarafa doğru) Osurdum da ondan.
MICHE: Eğer katalog arzu ederseniz, beş frank daha. (İngiliz beş frankı uzatır ve kataloğu almak üzere elini açar.)
MICHE: Yalnız bir şey var; size ancak sözle söyleyebileceğim, çünkü baskıya vermedim henüz. Bakın işte iyi bir konu. On sekiz yaşında baloda ölen, büyük bir aileye mensup, hamile kalmış genç bir kadın. Hamileliğini gizlemek için korse takıyordu. Bağırsaklarında bir zedelenme başgösterdi ve bir gece öldü, söylediğim gibi, balo salonundan çıkarken.
İNGİLİZ: Ooo! Sizin büyük şairinizin dediği gibi: Baloları çok severdi, onu öldüren de buydu! Şimdi de görmek isterim doğumları.
MICHE: (Öbür tarafa doğru) Ah Tanrım! (Yüksek sesle, Raphaële'i göstererek) Bakın size örnek olabilecek bir parça.
İNGİLİZ: Ama görmüyorum ben bir küçük baby.
MICHE: Size söylemeliyim. Elimdeki parçalar o kadar iyi yapılmışlardır ki, vücudun bütün doğal fonksiyonlarını yerine getirirler. Bu da bu sabah doğurdu ve şimdi yeni bir tecrübeye hazırlanması için biraz zamana ihtiyacı var.
İNGİLİZ: All right! Bana dediler ki, müzenizde bir bakire var.
MICHE: Burada öyle bir şey yok.
İNGİLİZ: Oh!
MICHE: Asla.
İNGİLİZ: O halde kadın hastalıklarını da görmek isterim.
MICHE: Oh! Size onu gösterebilirim. Tam da dünden beri var. (Blondinette'i göstererek) Bakın, inceleyin, çok güzel bir model, her zaman çok doğal.
İNGİLİZ: Ooo! Bunu sevmedim. Peki erkek parçalarınız yok mu?
MICHE: Evet. Çok güzel bir tane var. Horozibiği, göster o parçayı. (Horozibiği girer ve dipteki perdeyi açar.) İşte size erkeklik organının otuz iki kere büyütülmüş hali.
İNGİLİZ: (Önünde tepinir) Oh! Çok güzel, all right. Ah! Mösyö Miouchett, çok âşık oldum. Aşk yapabilir miyim bu şeyin üstünde? (Raphaële'i gösterir.)
MICHE: Tabii ki. Yalnız şu var, elimdeki parçalar sürekli yıpranıyor ve zararım karşılanmadığı müddetçe buna izin veremiyorum. (İngiliz parayı öder.)
HOROZİBİĞİ: İngiliz kaputu ister misiniz?
İNGİLİZ: Oh no! French kock coat! Oh! Hiç zor değil.
HOROZİBİĞİ: (Gülerek) Dikkati elden bırakmamalı.
MICHE: Dahası, böylece, bu nadir parçaya da hasar vermezsiniz.
İNGİLİZ: Ooo! Bunu sanata olan saygımdan yapıyorum. (Horozibiği ona kan lekeli bir kaput verir.)
İNGİLİZ: Oo! Bu değil. (İngiliz içlerinden bir başkasını alır ve Raphaële'in üstüne çıkar.)
HOROZİBİĞİ: Gene Raphaële!
İNGİLİZ: (Düzüşürken) Ooo! Çok natürel. All right, all right, all right. (Kalkar.) Ooo! Çok güzel tatmin oldum. Yeniden geleceğim Mösyö Miouchett.
MICHE: Miche.
İNGİLİZ: Oh! Yes, very good, Miche. Yeniden geleceğim. (İngiliz çıkar, Miche de.)
26. SAHNE
HOROZİBİĞİ, KIZLAR
HOROZİBİĞİ: Ah benim zavallı Raphaële'im, seni başkalarının kollarında görmek beni ne hale getiriyor bir bilsen...
RAPHAËLE: (Kaputunu Horozibiği'nin suratına atarak) Hadi, yıka şunu ve sus. (Horozibiği çıkar.)
27. SAHNE
KIZLAR, MADAM BEAUFLANGUET
MADAM BEAUFLANGUET: Mösyö Beauflanguet beni sormadı mı hiç?
RAPHAËLE: Hayır, küçük dostum, rahat olabilirsiniz. (Diğerlerine) Onun istediği sen değilsin.
MADAM BEAUFLANGUET: (Öbür tarafa doğru) Ah! Ne sefillik yaptığım! Ah! Léon! O da şampanyayla filan kafamı karıştırıyor. Yeter ki kocama rastlamayayım! Şu anda beni görse her şeyi gözümden okuyacak gibime geliyor. Sinirlerim çok bozuk.
RAPHAËLE: Ah! Tatlım, sizi yeniden gördüğüme çok memnun oldum. Gelin, oturun şuraya, yanıma.
MADAM BEAUFLANGUET: Çok naziksiniz madam.
RAPHAËLE: Çok hoş bir beliniz, çekici ayaklarınız var. Geri kalanı nasıl acaba? Hiç mi Paris'e gelmediniz? Her zaman kasabada mı yaşıyorsunuz?
MADAM BEAUFLANGUET: Evet, madam.
RAPHAËLE: Fakat sıkılıyor olmalısınız orada. Bütün gün ne yapıyorsunuz?
MADAM BEAUFLANGUET: Evle meşgul oluyorum.
RAPHAËLE: (Onu hafifçe mıncıklayarak) Yaptığım şey hoşunuza gitmiyor mu?
MADAM BEAUFLANGUET: Ah! Ah! Ah! Ah!
RAPHAËLE: Dur, seni tatmin edeyim. (Onu okşar; Madam Beauflanguet kendinden geçer. Raphaële geri çekilir.) Aynı şeyi bana yapmak ister misin, söyle?
MADAM BEAUFLANGUET: Oh! Cesaret edemem. Ama, yani ışıklar sönük olsa...
RAPHAËLE: (Kızlara) Işıkları söndürür müsünüz lütfen. (Işıklar kapanır.)
28. SAHNE
AYNI KİŞİLER, MICHE, LAĞIMCI
(Lağımcı girer.)
LAĞIMCI: gelmedim, mesleği bıraktım artık. (Şarkı söyler) İçinden saç çıktığından beri Tiksiniyorum boklardan.
MICHE: Ne istiyorsunuz o halde?
LAĞIMCI: Bir kadın istiyorum.
RAPHAËLE: Ya! Öyle mi! Mesela nasıl biri?
HOROZİBİĞİ: Bir bu eksikti!
FATMA: Seninle düzüşmek mi, asla.
MICHE: Olur şey değil, defol hadi.
LAĞIMCI: Nedenmiş, benim pa... pa... param para değil mi! (Miche'ye yüz metelik gösterir.)
MICHE: Allah kahretsin. Mademki ödüyor...
RAPHAËLE: Ben şahsen istemem.
FATMA: Ben de hiç.
BLONDINETTE: Ben de.
RAPHAËLE: Çok iğrenç bir adam.
MICHE: Çok iğrençmiş! Namuslu kadın numaraları! (Lağımcı'ya) Aynı kanıda değilim. Söyleyin, dostum, eğer isterseniz ben o işi yaparım.
LAĞIMCI: Ka... ka... karşılıklı olarak o zaman.
MICHE: İstediğiniz gibi olsun.
LAĞIMCI: Hadi gel, dostum. (Miche ve lağımcı çıkarlar.)
MICHE: (Sallanan lağımcıya omuzuyla destek olup şarkı söyler) İçinden saç çıktığından beri Tiksiniyorum boklardan.
31. SAHNE
KIZLAR, HOROZİBİĞİ
HOROZİBİĞİ: (Raphaële'e) Ah, Raphaële, şimdi sıra bana geldi.
RAPHAËLE: Sana mı, hadi gel o zaman! Kalkıyor mu bu senin küçük şey bakalım! Oo! Bu kadarı asla yetmez. Hava alırsın.
HOROZİBİĞİ: Gene otuz bir çekmeye mecburum, tıpkı papaz okulundaki gibi. Ah! Raphaële! (Perde iner.)
SON

6 Bitkiler
ACHYRANTHES: Amaranthaceae (horozibiğigiller) familyasındandır.
AESCHYNOMENE: Leguminosae (baklagiller) familyasındandır.
AESCHYNOMENE GRANDIFLORA: Yüksekliği 50-100 cm arasındadır. 8 ila 10. ay arası çiçek açar. Nemli topraklarda, bataklık gibi yerlerde yetişir. Grandiflora, “büyük çiçekli” anlamındadır.
ASCLEPIAS: Asclepiadaceae (ipekotugiller) familyasının örnek tipidir. 60 türü vardır. Kuzey Amerika ve Afrika'da, kumlu yerlerde yetişir. Zehirli bir lateks içeren otsu bir bitkidir.
ASPARAGUS: Kuşkonmaz. Liliaceae (zambakgiller) familyasındandır.
BASSIA: Sapotaceae familyasındandır. Bassialar tüysüz, sert yapraklı, sütlü ağaçlardır.
BASSIA LATIFOLIA: Hindistan'ın iç kısımlarında yetişir, mowhra yağı elde edilir.
BOERHAVIA: Nyctaginaceae (gecesefasıgiller) familyasındandır. Bu familya sinirotugiller ve horozibiğigiller familyalarına yakın bir familyadır.
BOERHAVIA ALATA DIFFUSA: Güney Asya'da, kırlarda yetişir. Yüksekliği 57 cm'dir. Yazları çiçek açar. Alata, “kanatlı” anlamındadır.
CASSIA: Cassia cinsinden bitki türlerine sinameki denir. Leguminosae (baklagiller) familyasındandır. Bazen de baklagiller takımının alt familyası olan erguvangillere dahil edilir.
CASSIA FISTULA: Hıyarşembe, hinthıyarı, uzun badıçlı sinameki gibi adlar alır.
DATURA: Tatula denir. Solanaceae (patlıcangiller) familyasındandır. Tatulanın yöresel olarak sarızambak, bengildek, boruçiçeği, büyüotu, sihirbazotu, şeytanelması gibi adları vardır.
DATURA STRAMONIUM: Esas tatula.
DOLICHOS: Papilionaceae (kelebekçiçekligiller) familyasındandır. Dolichos, börülce cinsleri arasındadır.
ECLIPTA: Compositae ya da Compositeae (bileşikgiller) familyasındandır.
ECLIPTA PROSTRATA: Yüksekliği 10-60 cm arasındadır. Çiçekleri 7. ve 9. ay arasında açar. Tek gövdeli bir bitkidir. Dünyanın çeşitli yerlerinde görülür.
EUGENIA: Myrtaceae (mersingiller) familyasındandır. Eugenialar her zaman yeşil yaprakları olan, mersine benzeyen ağaç ya da ağaççıklardır. Yaklaşık 700 türü vardır.
FICUS: İncir ağacının bilimsel adı. Moraceae (dutgiller) familyasındandır. Bazılarınca ise Urticaceae (ısırgangiller) familyasına dahil edilir.
FICUS INDICA: Hintinciri.
HEDYSARUM: Evliyaotu, eşekotu, İspanya korungası gibi isimler alır. Leguminosae (baklagiller) familyasındandır.
MORINDA: Rubiaceae (kökboyasıgiller) familyasındandır. 300 cins ve 10000 tür içeren, bütün dünyada yaygın bir familyadır. Çok uzun ve çok dallı borucuklar içinde genellikle tahriş edici ya da zehirli bir süt (lateks) içeren ot, çalı ya da ağaç biçiminde bitkilerdir.
MUNGO: Börülce cinsleri arasında incelenen Vigna mungo. Papilionaceae (kelebekçiçekligiller) familyasındandır.
NAUCLEA: Rubiaceae (kökboyasıgiller) familyasındandır. Nauclealar 50 kadar türü bulunan, çok yüksek boylu, tırmanıcı tropikal ağaçlardır.
NELUMBIUM: Nymphaeaceae (nilüfergiller) familyasındandır.
NELUMBIUM SPECIOSUM: Lotusçiçeği, nilzambağı, lutçiçeği gibi isimler alır.
PHASEOLUS: Fasulye. Papilionaceae (kelebekçiçekligiller) familyasındandır.
PHYSALIS: Güveyfeneri, gelinfeneri, kambelotu, kandilotu gibi isimler alır. Solanaceae (patlıcangiller) familyasındandır.
PREMNA: Verbenaceae (mineçiçeğigiller) familyasındandır. Premna'nın bütün sıcak bölgelerde yetişen 80'den fazla türü vardır.
ROSA: Rosaceae (gülgiller) familyasındandır.
SOLANUM: Solanaceae (patlıcangiller) familyasındandır. Solanum, sıcak ve ılıman bölgelerde yaygın 900 kadar türü kapsayan en geniş bitki cinsidir.
SYMPLOCOS: Styracaceae familyasındandır. 250'den fazla çeşidi vardır. Daima yeşil yapraklı olanı da vardır, yaprak döken türleri de mevcuttur. Afrika hariç, tropik ve subtropik bölgelerde yetişir.
TABERNAEMONTANA: Apocynaceae (zakkumgiller) familyasındandır. Tabernaemontanalar tropikal bölge ağaç ya da ağaççıklarıdır. 150 türü vardır.
TRAPA: Sukestanesi de denir. Oenotheraceae ya da Onagraceae (küpeçiçeğigiller) familyasındandır. Kireçsiz göl ve bataklıklarda yetişir.
TRIBULUS: Zygophyllaceae (yabankimyongiller) familyasındandır. Otsu, sürüngen bir bitkidir.
VERNONIA: Compositae ya da Compositeae (bileşikgiller) familyasındandır.
VERNONIA ANTHELMINTICA: Yüksekliği 40-100 cm'dir. Çiçekler 10. ve 11. aylarda açar. Bütün Asya'da görülür. Meyvesinden elde edilen yapışkan yağ, özellikle Hindistan'da tıp alanında kullanılır.
BAHNAME 6 BÖLÜMDEN OLUŞMAKTADIR
1 - Ana Bahname için tıklayın...
2 - "Kadın bedeninde enerjinin arttırılması ve cinsel sağlık için büyülü öğretiler"
bölümünü okumak için tıklayın.
(*** ŞU AN BURADASINIZ***)
3 - Cinsel güç ve cinsel sağlık için kullanılan sihirli gıda ve bitkiler.
Afrodizyaklar.
Bu bölümü bitirdiniz.
4 - Aşk ve Cinsellik ile Yemeklerin ilişkisi ve doğru beslenmenin sırları.
5 - Cinsel gücü arttırıcı ve ömüre ömür katan 500 yıllık Osmanlı Mutfağından sihirli yemek tarifleri.
Okumak için tıklayın.
(Hazırlıyorum)
6 - Şifalı bitkilerle şifa veren karışımlar hazırlayarak hem genel hem de cinsel sağlığı mükemmel seviyeye getirmek.
Okumak için tıklayın.
(Hazırlıyorum)
***